KıLıçBeY_'s profileKıLıçBeYPhotosBlogListsMore Tools Help

KıLıçBeY

Kim ALLAH' tan korkarsa ALLAH ona bir çıkış yolu ihsan eder (talak suresi,2)

KıLıçBeY_

Lists
İman haikatlarını anlatan Kur'an-ı Kerimin Tefsiridir
Ehli sünnet vel cemaat siteleri
BAĞKUR,SSK,VERGİKİMLİK,TC.KİMLİK

Custom HTML


DUYURU PANOMUZ

KILICBEY

SAYFAMA HOS GELDINIZ

Aradıgini bilmeyen Buldugunu Anlayamaz
Kisi Müslüman kardesine Dua ederse Melekler “AMİN ! Aynısı sana da olsun Derler
Her insan ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. ( Enbiya suresi, 35 )

Gençlerinizin en iyileri kendini ihtiyarlara benzetenlerdir, ihtiyarlarınızın en kötüleride kendilerini gençlere Benzetenlerdir.( Hadisi şerif ) ----------------


----------------

Ölmek felaket Değildir Asil Felaket öldükten sonra başa Gelecekleri Bilmemektir

Kişiye Yalan olarak her Duydugunu Anlatması yeter.

İman insanı insan eder;Belki insanı Sultan eder
----------

Custom HTML


GUNUN DUALARI

KILIÇBEY

Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, cehennem azabı sürekli bir helaktır !
Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla ! Sen her şeye Kadirsin
Allahım ! Eğer rızkımız semada ise onu yere indir, eğer yerde ise yukarı çıkar uzakta ise yakınlaştır az ise çoğalt
Ey yolunu şaşıranlara yol gösteren günahları bağışlayan ve sıkıntıları gideren Allah’ım kuluna merhamet et ----------
Allah’ım Rızanı ve cennetini senden ister, gazabından ve cehennemden sana sığınırım !

Allah’ım Ben acizim beni kuvetlendir; ben zelilim beni izzetlendir;ben fakirim beni zenginleştir


----------


Ey Rabbim Kovulmuş şeytanın şerrinden ve onun kötü tuzaklarından sana sığınırım !


----------

Custom HTML

DUYURU PANOSU



GÜNÜN DUASI
Bize Kur'ân'la tenezzül buyuran Allah'ım , Bizi Kur'ân'ın ziynetiyle zinetlendir. Bizi Kur'ân'ın şefaatiyle cennete koy Bizi Kur'ân'ın nimetleriyle nimetlendir. Bize Kur'ân elbisesini giydir Bizi Kur'ân ile şereflendirir.

Custom HTML


HADİS PANOSU




Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider" ---------------
---------------

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kadın dört hasleti için nikahlanır: Malı için, haseb ve nesebi için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul." ----------------
----------------

Resulullah bururdular ki: "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona." -------
----------------

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."
----------

Custom HTML

   

Custom HTML

Custom HTML

Zaman www.gazetealemi.com Yeni Safak www.gazetealemi.com Turkiye www.gazetealemi.com

Custom HTML

www.audici.de.tl 
Image Hosted by ImageShack.us
 

   


There are no categories in use.
No list items have been added yet.

Video

 

Video

 

Custom HTML

 
KıLıcBeY'in ALANINA HOS GELDİNİZ

Custom HTML



 


Video

 Filistinli -Filistinli Çocuklar Cennet Kuşları Ya Taiba Ya Tayiba

Video

 İslamda- islamda tesettür'ün yeri nedir?(NİHAT HATİPOĞLU)

Video

 
Eşref Ziya-Ağlama Karanfil ((Çileweb.net))
Yükleyen roni444

Video

 
Islandı Seccadem
Yükleyen islamcokguzel

Windows Media Player

June 22

Kıssa Namaz Sureleri

  

 ~~ Kuran-ı Kerim [ Şeyh Mişari Raşid El Efasi ] ~~

 

 

  

 

 
 

 

Namazda Okunan Bâzı Sûre ve Âyetler

 


Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
Sûreler, latin harflerinden okunacağı zaman aşağıdaki işâretlere dikkat edilmesi zarûrîdir: âa: a harfi ince bir şekilde çekerek okunacak, aa: a harfi kalın ve çekerek okunacak, üü: ü çekerek okunacak. ii: i çekerek okunacak, altı çizgili h boğazdan hırıltılı olarak çıkarılacak, altı çizgili s ve z harfleri peltek okunacaktır.

Fâtiha-i Şerîfe
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

اَعُوذُ بِٱللهِ مِنَ ٱلشَّيْطَانِ ٱلرَّجِيمِ ﴿﴾ بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ ﴿﴾ ٱَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ ٱلْعَالَمِينَ ﴿﴾ ٱَلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ ﴿﴾ مَالِكِ يَوْمِ ٱلدِّينِ ﴿﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ﴿﴾ ٱِهْدِنَا ٱلصِّرَاطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ ﴿﴾ صِرَاطَ ٱلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ ٱلْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ ٱلضَّآلِّينَ ﴿﴾ اٰمِينَ


"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym
Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

Elhamdü lillâahi rabbil aalemiyn
Errahmâanir rahıym
Mâaliki yevmiddiyn
İyyâake na'büdü ve iyyâake nesteıyn
İhdine's-sıraatal müstekıym
Sıraatalleziyne en amte aleyhim
Gayril meğduubi aleyhim veled daaaalliyn
..Aamiyn.."

Meali:

"Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla... Hamd, âlemlerin Rabbı, Rahmân, Rahîm ve dîn gününün sâhibi olan Allâh'a mahsustur. Yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nîmet verdiklerinin yoluna ilet, gadaba uğrayanlarınkine, sapıklarınkine değil."


Âyetü'l-Kürsî
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱَللهُ لآَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِى ٱلسَّمٰوَاتِ وَمَا فِى ٱْلاَرْضِ مَنْ ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلاَّ بِاِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِنْ عِلْمِهِ اِلاَّ بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمٰوَاتِ وَٱْلاَرْضَ وَلاَ يَؤُدُهُ
حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Allâahü lâaa ilâahe illâa hüvel hayyul kayyüum
Lâa te'huzühüü sinetüv velâa nevm
Le hüü mâa fissemâavâati ve mâa fil ard
Men zellezii yeşfeu ındehüü illâa bi iznih
Ya'lemü mâa beyne eydiyhim vemâa halfehüm
Velâa yühıytuune bişey im min ılmihii illâa bi mâa şâaaae
Vesia kürsiyyühüs semâavâati vel erda
Velâa yeüüdühüü hıfzuhümâa
Ve hüvel aliyyül azıym."

Meali:

"Allâh odur ki, kendiden başka ilah yoktur. O hay ve kayyumdur. Kendisini ne uyku yakalar ne de uyuklama... Semâvat ve arzda bulunanların hepsi onundur. Onun izni olmadan katında hiçbir kimse şefaat edemez. O kullarının yapmakta olduklarını ve önceden yaptıklarını bilir. Onun ilminden ancak dilediklerini kavrayabilirler. Onun kürsisi gökleri ve yeri kucaklayacak kadar vâsi'dir. Bunları muhafaza ona ağır da gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür."

İnşirah Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ﴿﴾ وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ ﴿﴾ ٱَلَّذِى اَنْقَضَ ظَهْرَكَ ﴿﴾ وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ ﴿﴾ فَاِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ﴿﴾ اِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ﴿﴾ فَاِذَا فَرَغْتَ فَٱنْصَبْ ﴿﴾ وَاِلٰى رَبِّكَ
فَٱرْغَبْ ﴿﴾


"Bismillâahi'r-rahmâani'r-rahıym.

Elem neşrahleke sadrek
Ve veda'nâa anke vizrek
Ellezii enkada zahrek
Ve rafa'nâa leke zikrek
Fe inne meal usri yüsran inne meal usri yüsraa
Fe izâ ferağte fensab
Ve ilâa rabbike ferğab"

Meali:

"Şerh etmedik mi? (Açıp genişletmedik mi senin saadetin için) göğsünü. Ve sırtına ağır basan (seni üzüp zayıf düşüren) ağır yükü senden indirmedik mi? Ve yükseltmedik mi senin zikrini. Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık var. Evet o (bir) zorlukla beraber (iki) kolaylık var. Ohalde boşaldın mı, yine kalk yorul. Ve ancak rabbine rağbet et, hep ona yönel."

Kadr Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ ﴿﴾ وَمَا اَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ ﴿﴾ لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ ﴿﴾ تَنَزَّلُ ٱلْمَلآَئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ ﴿﴾ سَلاَمٌ هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ
ٱلْفَجْرِ ﴿﴾


 

"İnnaa enzelnâhü fî leyletil kadr.
Ve maa edrâke mâ leyletül kadr.
Leyletül kadri hayrün min elfi şehr.
Tenezzelül melâiketü verrûhu fîhâ biizni rabbihim.
Min külli emrin selâm. Hiye hattâ matla'ıl fecr."

Meâli:

"Hakikat, biz onu (Kur'anı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Onda melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle, herbir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır."

Fîl Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ ٱلْفِيلِ ﴿﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ ﴿﴾ وَاَرْسَلَ عَلَيهِم طَيْرًا اَباَبِيلَ ﴿﴾ تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ
سِجِّيلٍ ﴿﴾ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَاْكُولٍ ﴿﴾


"Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahıym

Elemtera keyfe feale rabbüke bi eshaabil fiyl
Elem yec'al keydehüm fii tadliyl
Ve ersele aley him tayran ebâabiyl
Termiyhim bi hıcâaratim min sicciyl
Fecealehüm Ke asfim me'küül"

Meali:

"(Habîbim) Rabbinin fil sahiplerine nasıl (muâmele) ettiğini görmedin mi? O, bunların plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine sürü sürü kuş(lar) gönderdi ki, bunlar onlara pişkin tuğladan (yapılmış) taş(lar) atıyor(lar)dı. Derken (Allâh) onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi."

Kureyş Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ِلاِيلاَفِ قُرَيْشٍ ﴿﴾ اِيلاَفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ ﴿﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا ٱلْبَيْتِ ﴿﴾ ٱَلَّذِى
اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Li iylâafi kurayşin iylâafihim rihleteş şitâaaai vessayyf
Fel ya'büdüü rabbehâazel beytillezii et 'amehüm min cuuıv ve âamene hüm min havvf"

Meali:

"(Bari) Kureyş emn ü selâmete, kış ve yaz kendilerini seyrü seferde esenliğe (ve garantiye) kavuşturduğundan dolayı, şu beytin (Kâbe'nin) Rabbine ibâdet etsinler onlar. (O Rab ki,) onları açlıktan (kurtarıp) doyuran, kendilerine korkudan eminlik verendir o."

Mâûn Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اَرَاَيْتَ ٱلَّذِى يُكَزِّبُ بِٱلدِّينِ ﴿﴾ فَذٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ ﴿﴾ وَلاَ يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ﴿﴾ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ ﴿﴾ ٱَلَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاَتِهِمْ سَاهُونَ ﴿﴾ ٱَلَّذِينَ هُمْ يُرَآؤُنَ ﴿﴾
وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Eraeytellezii yükezzibü biddiyn.
Fezâalikellezii yedü'ul yetiym
Velâa yehuddu alâa ta'aamil miskiyn
Feveylül lil musalliyn
Elleziyne hüm an salâatihim sâahüün
Elleziyne hüm yüraaa üüne ve yemneuunel mâauun"

Meali:

"Dini yalan sayanı gördün mü? İşte yetimi unf ü şiddetle iten, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. Fakat veyl! Namaz kılanların vay hâline ki, onlar namazlarından gaafildirler, onlar riyakârların tâ kendileridir. Zekâtı da men'ederler onlar."

Kevser Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِنَّا اَعْطَيْنَاكَ ٱلْكَوْثَرَ ﴿﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ ﴿﴾
اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱْلاَبْتَرُ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

İnnâa e'taynâakel kevser
Fesalli li rabbike ven har
İnne şâa nieke hüvel ebter"

Meali:

"(Habîbim) hakikat, biz sana, Kevseri verdik. O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Sana buğz eden (yok mu? İşte asıl) zürriyetsiz olan şüphesiz ki odur."

Kâfirûn Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ يَا اَيُّهَا ٱلْكَافِرُونَ ﴿﴾ لاَ اَعْبُدُ ماَ تَعْبُدُونَ ﴿﴾ وَلاَ اَنْتُمْ عَابِدُونَ ماَ اَعْبُدُ ﴿﴾ وَلاَ اَنَا عَابِدٌ ماَ عَبَدْتُمْ ﴿﴾ وَلاَ اَنْتُمْ عَابِدُونَ ماَ اَعْبُدُ ﴿﴾ لَكُمْ
دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Kul yâa eyyühel kâafiruun
Lâa e'büdü mâa te'büdüün
Velâa entüm aabidüüne mâa a'büd
Velâa ene aabidüm mâa abedtüm
Velâa entüm aabidüüne mâa e'büd
Leküm diynüküm veliye diyn"

Meali:

"(Habîbim şöyle) de: Ey kâfirler, ben, sizin tapmakta olduklarınıza tapmam. Benim (kendisine) ibâdet (de devam) edeceğime de siz kulluk ediciler değilsiniz. Ben (zâten) sizin taptıklarınıza (hiçbir zaman) tapmış değilim. Siz de benim kulluk etmekte olduğuma (hiçbir vakit) kulluk ediciler değilsiniz. Sizin inandıklarınız size, benim dinim bana."

Nasr Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
اِذَا جَآءَ نَسْرُ ٱللهِ وَٱلْفَتْحُ ﴿﴾ وَرَاَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللهِ اَفْوَاجًا ﴿﴾ فَسَبِّحْ
بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

İzâa câaaae nasrullaahi vel fethu
Ve raeytennâase yedhu-lüüne fii diynillâahi efvâacâa
Fesebbih bihamdi rabbike vesteğfirhü
innehüü kâane tevvâabâa"

Meali:

"Allâhın nusreti ve fetih gelince, sen de insanların cemaat cemaat Allâh'ın dinine girdiklerini görünce hemen Rabbini hamd ile tesbih (ve tenzîh) et. Onun yarlığamasını iste. Şüphesiz ki o, tevbeleri çok kabul edendir."

Leheb Sûresi

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَّتْ يَدَا اَبِى لَهَبٍ وَتَبَّ ﴿﴾ ماَ اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَماَ كَسَبَ ﴿﴾ سَيَصْلٰى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ ﴿﴾ وَٱمْرَاَتُهُ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ ﴿﴾ فِى جِيدِهَا
حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Tebbet yedâaa ebiylehebivve tebbe
Mâa ağnâa anhü mâalü-hüü ve mâa keseb
Se yaslâa nâaran zâate leheb
Vemraetühüü hammâaletel hatab
Fii ciydihâa hablüm mim mesed"

Meali:

"Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kendisi de kurudu (helâk oldu ya). Ona ne malı, ne kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe girecek o. Karısı da (hem) odun hammalı olarak. (Karısının) boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde."

İhlâs Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ هُوَ ٱللهُ اَحَدٌ ﴿﴾ ٱَللهُ ٱلصَّمَدُ ﴿﴾ لَمْ يَلِدْ
وَلَمْ يُولَدْ ﴿﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Kul hüvellâahü ehad
Allâahüs samed
Lem yelid ve lem yüüled
Velem yeküllehüü küfüven ehad"

Meali:

"De ki: O Allâh, birdir. Allâh Samed'dir. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey ona eş veya denk değildir."

Felak Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ ﴿﴾ مِنْ شَرِّ ماَ خَلَقَ ﴿﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ ﴿﴾ وَمِنْ شَرِّ ٱلنَّفَّاثَاتِ فِى ٱلْعُقَدِ ﴿﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا
حَسَدَ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Kul euuzü birabbil felak
Min şerri mâa halak
Ve min şerri ğaasikın izâa vekab
Ve min şerrin neffâasâati fil 'ukad
Ve min şerri haasidin izâa hased"

Meali:

"De ki: Sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürenlerin şerrinden. Ve haset edenin, haset ettiği zaman şerrinden."

Nâs Sûresi
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

بِسْـمِ ٱللهِ ٱلرَّحْمٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ مَلِكِ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ اِلٰهِ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ مِنْ شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ﴿﴾ ٱَلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ﴿﴾ مِنَ
ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ﴿﴾


"Bismillâahi'r -rahmâani'r-rahıym

Kul euuzü birabinnâas
Melikinnâas
İlâahinnâas
Min şerril vesvâasil hannâas
Ellezii yüvesvisü fii sudüürinâas
Minel cinneti vennâas"

Meali:

"De ki: Sığınırım insanların Rabbine, insanların (yegâne) mâlikine, insanların ma'bûduna, o sinsi şeytanın şerrinden, ki o, insanların göğüslerine daima vesvese verendir. (O şeytan) gerek cinden, gerek insandan (olsun)."

December 16

Hz. Hatice ALLAH,ın Selam Gönderdigi Kadın

   

HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın .

 

 

 

 

 

 

   

 

 HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın

 

Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa. Talebeleri büyük bir dikkatle elini ve dudaklarını izliyorlar. Gördükleri: Dört uzun çizgi. Duydukları: " Biliyor musunuz nedir bunlar?" Çizgiler uçsuz bucaksız bir kara tahtaya dönüşen yeryüzünden gözlerine akıyor. Soru, ellerinden tutup böyle zamanlarda bir ağızdan söyledikleri o tanıdık cümleye götürüyor: " Allah ve Rasûlü'dür en iyi bilen!" Bu teslimiyet cümlesi, kendisinden sonra gelecek bütün cümleleri kucaklamaya hazır olduklarını gösteriyor. Kapılarını sonuna dek açıyorlar yeni bir hakikati karşılamak için. Hakikat bu kez Nebî'nin şu kelimeleriyle yansıyor kalp aynalarına: " Cennetlik kadınların en üstünleri Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fâtıma, Firavun'un zevcesi, Müzâhim'in kızı Asiye ve İmran'ın kızı Meryem'dir.- Allah hepsinden razı olsun."

Allah hepsinden razı. Öyle ki içlerinden birine selam gönderiyor meleğiyle. Cebrail (a,s), bu yüce selamı iletmekle kalmıyor, kendi selamını da yolluyor Hatice'ye. Kalbi duracakmış gibi oluyor Hatice'nin işte o an! Çünkü bu selamla birlikte bir müjde; "İçinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennet evi" var. Aslında onun dünyada da bir cennet evi olmuştu. Nasıl olmaz! Son Peygamber'in ilk eşiydi o, yirmi beş yıl, dile kolay! O evde paylaştı hayatı "Emîn" ile "Tâhire"- "Mustafa" ile "Kübrâ". O evde dünyaya geldi Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Tayyib, Tâhir ve Fâtıma... O evin damında beklendi dönecek kervan Şam'dan. O evden yüründü Hira'ya, o eve dönüldü Hira'dan. O evde titredi vahyin haşyetiyle Peygamber. " Bana neler oluyor Hatice?" dedi, "Endişe ediyorum kendimden!" O evde anlattı Muhammed (sav) Cebrâil (a,s)'in görünmesini. Nasıl üç defa sıktı bedenini, nasıl "Oku!" dedi: "İkra bismi Rabbikellezi Halak!" O evde örttü Hatice, Rasûlü kat kat, o evde serdi teselli sözlerini ruhuna: " Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin!" Ve o evden çıktılar birlikte anlamak için olan biteni. Amcaoğlu'nun yanına vardılar Hatice'nin. Varaka b. Nevfel, o bilge yaşlı, İbranice okuyabilen İncil'i ve Tevrat'ı, Hira'da görünenin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Sonra iç geçirdi "Keşke genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan sürerken yer alabilseydim yanında!" İşte o an, orada şehâdet getirdi ilk Müslüman. Dönüp eşinin nurlu yüzüne, " Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim!" dedi Hatice.

Yeryüzünde sadece üç müslüman var: Son Peygamber, Hz. Hatice ve Hz. Ali. Ne muhteşem bir yalnızlık! Tavaf ediyorlar Kâbe'yi. Sonra yine o eve gidiyorlar devam etmek için kulluklarına. Bir ara vahiy kesiliyor. Dağlarda dolaşıyor Nebî. Kalbi daralıyor üzüntüden. Ara sıra görünüp, " Sen Allah'ın gerçek elçisisin!"diye teselli etmese Cebrâil, bir kuş gibi bırakacak kendini boşluğa. İşte o günlerde en büyük desteği nurlu eşi Hatice annemiz veriyor yine. Zorlukların aşılacağını, darlıkların genişleyeceğini, her şeyin Allah'ın elinde olduğunu söyleyerek merhem sürüyor kalbine. Bir kadının zor günlerde eşinin yanında nasıl durması gerektiğini gelecek zamanların hafızasına kazıyor. Yeryüzünün ilk müslüman evinde malıyla, nefesiyle, canıyla koruyor Muhammed (sav)'i. O (sav)'nun güzel ahlâkını görüp, nasıl aşkla sevdiyse O'nu, nasıl davet ettiyse eşi olmaya, bu güçlü, soylu ve güzel kadın öyle titriyor üzerine aşkla. Nasıl da yorumlamıştı yaşlı bilge, henüz evlenmeden gördüğü rüyayı. Hani güneş Mekke üzerinde dönüp durmuştu da sonunda yavaş yavaş inip girmişti Hatice'nin evine. "Şöhreti cihanı kaplayacak büyük birisiyle evleneceksin!"demişti Varaka. Mekkeli müşriklerin üç yıl süren kuşatmasında, o hep müslümanlarla beraber, o hep güneşinin yanında. Ta ki vakit gelip çizene kadar sınırı ecel.

Hicretten üç yıl önce, üç gün arayla toprağa verdi Son Peygamber siperlerini. İlki amcası Ebû Talib, ikincisi sevgili eşiydi. Gri bir örtünün iki ucundan tutup Mekke'nin üzerine serdi bu iki yolcu. " Hüzün Yılı" konuldu bu gri zamanın adı. Yirmi beş yıl, yani yaşarken Hatice Annemiz, başka bir kadınla evlenmemişti Peygamber. Vefat ettikten sonra da asla unutmadı. Ah Aişe Annemiz kendi ifadesiyle bir ölüyü kıskanmıştı! Bir gün Hz. Hatice'nin kızkardeşi Hâle ziyarete gelmişti de Rasûlün evini, sesi Hz. Hatice'nin sesine benzeten Nebî heyecanlanıp ayağa kalkmış, "Sesin ne kadar benziyor ona!"derken yaşlı kadına, gözleri parlamıştı. Ah Aişe Annemiz! "Allah sana ondan hayırlısını verdi!" demekten alıkoyamamıştı kendini. Sevgili Efendimizin gözleri buğulanmış, validemize şefkatle bakarak şu sözleri mırıldanmıştı: " Ey Aişe! Herkes beni inkâr ettiğinde bana inandı Hatice! Çevremdekiler "Yalan söylüyorsun!" dediklerinde "Doğru söylüyorsun! Asla çekinme!" dedi. İnsanlar köşe bucak saklarken maddi varlıklarını, o servetini önüme döktü, "Emrindedir! İstediğin kadar harcayabilirsin"diyerek. Dünyada bir başıma kaldığım günlerde, "Hepsi geçici bunların, üzülme, zamanla zorlukların yerini kolaylıklar alacak"dedi. Ben Haticeyi güzelliğinden dolayı değil, bunun için unutmuyorum!"

Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa Son Peygamber. Dikkatle baksalar toprağa Hz. Hatice'yi temsil eden çizginin biraz daha uzun olduğunu görecekler.

A.Ali Ural  


 

billed9.gif picture by nisa7750

     

        Kadın, ya malı için veya güzelliği  için, yahut dini için alınır.

    Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz.

    Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır."

    (HADİS-İ ŞERİF)

     



     n007.gif picture by nisa7750

     


  http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/  

 

 

 

 
 
 
 

 

December 13

Esma-ül Hüsna

Esma-ül Hüsna

            
1

3 2

5 4

7 6

9 8

11 10

13 12

15 14

17 16

19 18

21 20

23 22

25 24

27 26

29 28

31 30

33 32

35 34

37 36

39 38

41 40

43 42

45 44

47 46

49 48

51 50

53 52

55 54

57 56

59 58

61 60

63 62

65 64

67 66

69 68

71 70

73 72

75 74

77 76

79 78

81 80

83 82

84

85

87 86

89 88

91 90

93 92

95 94

97 96

99 98


 

Dua

 

 

October 30

KıLıçBeY

       

 

 allahuekber3en5sa  

 

   

 

 

 

 
 

 

     

     

    y1p_B1G_51tZKW_xcMhivEBxdlXI1fLa3ZgvS4iAgecSv3i5cLr8pez7fBzQl2uBB2AqFJHLT8o3bc

     

    DİRENİŞLERE TUTKUN YÜREĞİM...

     

    Hızla akıp giden zamanın içinde akıp giderken

    hayatım ve ben hıc farkında olmadan

     buyuyuverırken ve dusunmeden yol alırken olume, durduruverıyorum zamanı..

    O durmamakta ınad etse de ben durdurdugumu sanıyorum ıste..

    Silkiniyorum once..

    Sonra dusunuyorum..
    Dusunmeyelı ne kadar da cok olmus..

    Ve ne kadar da cok olmus gecelerı aydınlatmayalı.. Gecenın derınlıklerıne ne kadar da muhtac

    oysa kı yuregım..

    Bir olum provasına yatmısken ınsanlar,

    dırılıgı oynamak ne de guzel..

    Ve oldurenın de dırıltenın de huzurunda durmak..

    Ve yalnızca 'Hayy' olana baglanmak..
    Ölüm ve diriliş arasında bu gece yuregım..

    Zihnim, yasayan olulerle,

    oldü sandıgımız dırılerı tartıyor

    vahıy terazısınde.. Sonra kendısıne dönüyor.. Yasamadıgım her bır ayet ölüm sınyallerı verıyor beynıme..

    Unuttugum, dusunmedıgım, geregını yerıne getıremedıgım -dirilişin kaynağı- kıtabımın her bır öğüdü dırıltmem ıcın

    vesıle oluyor ölü hucrelerımı..
    Şaşkınca bakıyorum ruhumun ölü yanlarına..

     Öylesıne dırılıge asıkken ben,

    nasıl bu kadar ölü olabılırım, sasırıyorum..

    Ve urperıyor yuregım.. Ölümü hiç sevmıyor..

    Ve yakıstıramıyor kendısıne..

     Bu hayatta soluk alıp verdıgı surece

    ve ayrılırken bıle dırı olmayı ıstıyor..

    Rabbının tarıf ettıgı dırılerden olmayı özlüyor..
    Ölü bir toplumda nefes almayı ogrenıyorum once..

    Sonra dırılmeyı bır daha ölmemek uzere..

    Ve sonra dırıltmeyı ogrenıyorum

    ölü bedenleri vahıy ufleyıslerıyle..

    Ayet ayet nefes verıyor, sure sure dırılıs ekıyorum ölü kentlerıme..

    Ve ruhumu hazırlıyorum en guzel dırenıslere..

    Dırılıslere gebe dırenıslere..
    Ve "Ömrumun en hayırlısı son omrum,

    ıslerımın en hayırlısı son ısım,

    gunlerımın en hayırlısı

    sana kavustugum gün olsun..

    " duasını tasıyarak gecelerıme,

    Rabbımın rızasını beklıyorum hayatımda ve

    bir adı da diriliş olan ölümümde..

     Hep diri kalmamız duasıyla..

    [Raziye Nur Tuna -Mecra Dergisi-]

     

     

     Her doğan güneş iner ya akşam sularıyla Gülüm

    Bizi de çağırırlar bir gün Berzah alemine Ölüm
    Yazgımızın akibetidir , matem duyulmaz gülüm
    Kimine firkat olsa da bize şeb_i Aruzdur Ölüm

     

     Blog Dizayn: KARDELEN

    KıLıçBeY

August 25

Ramazan Ayı

 

 

 

RAMAZAN AYI

Ramazan Ayinin Özellikleri

 

 

Ibadetler belirli vakitlerde yapilir .Farz olan orucun  vakti Ramazan ayidir. Ramazan ayinin dinimizde büyük bir önemi ve diger aylar arasinda seçkin bir yeri vardir . Bu sebeple oruç konusuna geçmeden önce Ramazan ayinin tasidigi özellikler hakkinda bilgi vermek yararli olacaktir .

 

Bu özellikler kisaca sunlardir:

1. Insanligi karanliklardan çikarip aydinliga kavusturan, Rabbimizin son mesaji Yüce kitabimiz Kur'an-i Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye baslamis ve böylece insanlik için yepyeni ve mutlu bir dönem baslamistir.

 

Bu gerçek. Kur'an-i Kerim'de söyle bildirilmistir:

"Ramazan ayi ki onda Kur'an, insanlara yol gösterici ve dogruyu yanlistan ayirici belgeler olarak indirildi. " (7)

 

Kur'an-i Kerim Ramazan ayinda inmeye basladigi için bu ay. bir anlamda Kur'an ayidir. Kur'an-i Kerimi Peygamberimize getiren büyük melek Cebrail, her yil Ramazan ayinda Peygamberimize gelir ve o güne kadar nazil olan Kur'an ayetlerini karsilikli olarak birbirlerine okurlardi. Peygamberimizin bu dünyadan göçtügü yilin Ramazaninda bu durum. son olarak ve iki defa gerçeklesmistir.

 

Ramazan ayinda camilerimizde ve evlerde okunan ve cemaatin büyük bir manevi zevk ve husû içinde dinledigi mukabele ve Kur'an hatimler; Cebrail ile Peygamberimiz arasinda yapilan mukabelenin devam ettirilmesidir .

Bu vesile ile Kur'an okumanin fazileti ve manasini anlamaya çalismanin önemini belirtmekte fayda vardir. Kur'an okuimak ve okunan Kur'an'i dinlemek sevabi çok olan bir ibadettir .

 

Peygamber Efendimiz:"Kim Allah'in kitabi Kur'an'dan bir harf okursa onun için bir sevap vardir. Her sevabin karsiligi da on kat verilecektir" (8)

buyurarak Kur'an okuyanlara verilecek sevabin miktarini belirtmis, ayrica Kur'an-i Kerim'in okuyucularina sefaat edecegi Peygamberimiz tarafindan bildirilmistir.

 

Söyle buyuruyor:"Kiyamet günü oruç ve Kur'an kul'a sefaatçi olurlar.

Oruç: - Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yemekten ve zevklerinden alikoydum, simdi beni ona sefaatçi kil, der .

Kur'an:

- Ya Rabbi, ben onu gece uykusundan alikoydum, simdi beni ona sefaatçi kil, der.

Her ikisi de sefaat ederler. ,. (9) 

 

Kur'an-i Kerim, insanligin kurtulusu için gönderilen son ilâhî mesajdir. Onu okumak ibadettir. Ancak sadece okumak yeterli degildir. Müslümanin asil görevi, Kur'an'i okuyup manasini anlamaya çalismak ve onun gösterdigi nurlu yoldan yürümektir.

Kur'an-i Kerim'in gönderilisindeki sebeb ve hikmeti, yine Kur'an'dan ögreniyoruz.

Yüce Allah söyle buyuruyor:

 

"Ey Muhammed! Sana bu mübârekkitabi (Kur'an'i) ayetlerini düsünsünler ve akli olanlar ögüt alsinlar diye indirdik." (10)

2. Alemlere rahmet olarak gönderilen, yaratilmislarin en faziletlisi, Allahin en sevgili kulu, son peygamber, Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a peygamberlik görevi bu ayda verilmistir. Mekke yakinlarindaki Hira magarasinda "oku" emri ile baslayan ilk Kur'an ayetlerini Hz. Muhammed'e teblig eden büyük melek Cebrail (a.s.) daha sonra ona "Sen Allah'in Rasûlüsün (Peygamberisin) ben de Cebrailim" diye hitap ederek onun insanligin kurtulusu için peygamber olarak görevlendirildigini bildirdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu kutsal göreve baslamasi ile karanliklar içinde bocalayan insanlik için nurlu bir ufuk açildi. Onun kalplere yerlestirdigi iman isigi sayesinde cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düsmanligin yerini insan sevgisi aldi ve gerçek anlamda huzur ve kardesligin temelleri atildi.

 

3. Bin aydan daha hayirli oldugu Kur'an-i Kerim'de bildirilen ve mü'minlere Allah'in en büyük lütuf ve ikramlarindan biri olan "Kadir Gecesi" de bu ayin içindedir. Bu gece, müslümanlarin iyi degerlendirmesi gereken büyük bir firsattir. (11)

 

4. islâm'in bes sartindan biri olan, insani nefsinin asiri arzularindan ve maddî ihtiraslardan kurtarip yücelten ve âdeta meleklestiren oruç ibadeti. bu aya tahsis edilmistir.

Ramazan gecelerinde cemaatin büyük bir cosku ile kildigi teravih namazi da bu aya mahsus bir ibadettir. Oruçlunun derin bir huzur ve manevî zevk duydugu sahur ve iftar sofralari da bu aya ayri bir anlam kazandiran özelliklerdir. Iste böyle özellikler ve manevî güzelliklerle dolu mübârek Ramazan ayi, mü 'minler için manevî degeri çok büyük bir rahmet mevsimidir. Bu ayi, Yüce Rabbimize ibadet ederek ve insanlara iyilik yaparak degerlendirdigimiz takdirde kazancimiz büyük olacak ve ebedî saadetin kapilari bize açilacaktir. Bu ayin. "Evveli rahmet, ortasi magfiret, (günahlarin bagislanmasi) sonu da cehennemden kurtulus" (12) olarak nitelendiren Peygamberimiz. ayrica mü'minlere su müjdeyi veriyor:"Ramazan ayi gelince; cennet kapilari açilir, cehennem kapilari kapanir ve seytanlar kösteklenir." (13)

 

Bu hadis-i serifin ifade ettigi bir mânâ da sudur:

Ramazanda kendisini cennete götürecek iyi isler yapan mü'mine cennetin kapilari açilmis, cehenneme götürecek kötülüklerden sakindigi için de cehennem kapilari ona kapanmis demektir. Oruç sayesinde nefsine hakim olup seytana uymadigi için de seytani etkisiz hale getirmis olur. (14)

 

Esasen Ramazan kelimesinin sözlük anlami da, oruçlunun günahlardan arinacagini ifade etmektedir.

söyle ki:

Ramazan; yaz aylarinin sonunda ve güz mevsiminin basinda yagan ve yerdeki tozlari temizliyen yagmur anlamindadir. Bu yagmur, nasil yeryüzünü yikayip tozlardan temizliyorsa, Ramazan ayi da mü'minleri günahlardan öylece temizler.

 

Diger bir anlami da yanmaktir .Buna göre Ramazan ayi oruçlunun günahlarini yakarak yok eder demektir.

Her iki mânânin birlestigi nokta; oruçlunun bu ayda günâhlardan arinacak olmasidir.

   

Müjde mü'minler size ihsân-i rahmandir gelen sânina ta'zim için bu mâh-i gufrandir gelen

Ondadir feyz-i hidâyet ondadir afv ü kerem Kadrini bil mevsim-i inzâl-i Kur'an'dir gelen

iyd-i ekber her günü kadr-i mübârek her gece Ehl-i imâna ne mutlu lutf-i sübhandir gelen

Zulmet ü kasvetten âzâd etmeye sâimleri Nûr-i islâm nûr-i imân nûr-i irfandir gelen

Hâne-i kalbi temizle hosça istikbâl için Ni'meti mebzûl bir mihmân-i zi-sandir gelen

El-hazer senden sikâyet etmesin yarin aman Rûz-i mahser sâfi-i ashâb-i isyandir gelen

Rahmet ü gufran hedâyâsiyla cennet bahseder Derde derman vasl-i cânan itk-i nirândir gelen

Mâsivâdan sâim ol Remzi dilersen vasl-i Hak Râh-i aski kullara ta'lim-i Yezdan'dir gelen

 

 

RAMAZAN RİSALESİ

 

 

Bismillahirrahmanirrahim


O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, ap açık delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’an, o ayda indirilmiştir. (Bakara suresi 185)
Birinci Nükte: Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. Hem şeair-i İslâmiyenin a'zamlarındandır.
İşte Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri; hem Cenab-ı Hakk'ın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlahiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.
Cenab-ı Hakk'ın rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
Cenab-ı Hak zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halkettiği ve bütün enva'-ı nimeti o sofrada umulmadık yerlerden bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i rububiyetini ve rahmaniyet ve rahîmiyetini o vaziyetle ifade ediyor. İnsanlar gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde o vaziyetin ifade ettiği hakikatı tam göremiyor, bazan unutuyor. Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmiş bir surette akşama yakın "Buyurunuz" emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı, vüs'atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar?
İkinci Nükte: Ramazan-ı Mübareğin savmı, Cenab-ı Hakk'ın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Birinci Söz'de denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiat ister. Tablacıya bahşiş verildiği halde, çok kıymetdar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in'am edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi, Cenab-ı Hak hadsiz enva'-ı nimetini nev'-i beşere zemin yüzünde neşretmiş. Ona mukabil, o nimetlerin fiatı olarak, şükür istiyor. O nimetlerin zahirî esbabı ve ashabı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiat veriyoruz, onlara minnetdar oluyoruz; hattâ müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz. Halbuki Mün'im-i Hakikî, o esbabdan hadsiz derecede o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte ona teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.
İşte Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Çünkü sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymetdar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü manevîye mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnuiyeti cihetiyle; "O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenavülünde hür değilim; demek başkasının malıdır ve in'amıdır. Onun emrini bekliyorum." diye nimeti nimet bilir; bir şükr-ü manevî eder. İşte bu suretle oruç, çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.
Üçüncü Nükte: Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: İnsanlar, maişet cihetinde muhtelif bir surette halkedilmişler. Cenab-ı Hak o ihtilafa binaen, zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor. Halbuki zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilir. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünki hakikî o haleti kendi nefsinde hissetmiyor.
Dördüncü Nükte: Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hattâ mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün gasıbane, hırsızcasına nimet-i İlahiyeyi hayvan gibi yutar.
İşte Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki: Kendisi mâlik değil, memluktür; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.
Beşinci Nükte: Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşane muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zaîf ve zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Âdeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemûtane kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedid bir hırs ve tama' ile ve şiddetli alâka ve muhabbet ile dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemal-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.
İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç; en gafillere ve mütemerridlere, za'fını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zaîf vücudu, ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemal-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlahiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü manevî eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet kalbini bozmamış ise...
Altıncı Nükte: Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur'an-ı Hakîm'in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur'an-ı Hakîm'in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur'an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş; o Kur'anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.
Evet Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur'anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan “O Ramazan ayı ki, Kur’an, o ayda indirilmiştir. (Bakara suresi 185)“ âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur'an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu' ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tabi olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.
Yedinci Nükte: Ramazanın sıyamı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeğe gelen nev'-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mal, bire bindir. Kur'an-ı Hakîm'in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum'alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuz bin hasene sayılır. Evet her bir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur'an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarlao bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif'te mü'minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla!
İşte Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılât için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i a'mal için, bahardaki mâ-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hacatına ve malayani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hacatını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet Ramazan-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.
Evet birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur'an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır. Evet nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagılden insanları çekmek için oruca emredilecek. Ve o orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan, malayaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevketmektir. Meselâ: Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisanı, tilavet-i Kur'an ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek... Meselâ: Gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men'edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zâten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona ta'til-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittiba ettirilebilir.
Sekizinci Nükte: Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindekiçok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
İnsana en mühim bir ilâç nev'inden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir hımyedir ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner. Ramazan-ı Şerifte oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Bîçare zaîf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmak ile hastalıkları celbetmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terkettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeğe kabiliyet peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamağa çalışır.
Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa mübtela olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı Şerifteki oruç onbeş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.
Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında ta'til-i eşgal etmezse; o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celbeder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki; eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar. Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki; sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.
Dokuzuncu Nükte: Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubudiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
Nefis Rabbisini tanımak istemiyor, firavunane kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azablar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.
Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Azab vermiş, Cehennem'e atmış, yine sormuş. Yine demiş: "Ene ene, ente ente." Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: "Men ene vema ente?" Nefis demiş: ente rabbirrahim ve ene abdik el- aciz. Yani: "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim."
Allah'ım efendimiz Muhammed'e, onun Al ve Ashabına, Ramazan ayında okunan Kur’an harflerinin sevabı adedince, senin rızan vasıtası, onun üzerindeki hakkının ifası olacak salat ve selam eyle.
Izzet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından münezzehtir. Bütün peygamberlere selam olsun. Hamd ve övgü, şükür ve minnet, alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur.

(Saffat suresi:180-182)

July 25

Sessiz Dua_ve Namazın Faziletleri


 

 

          

 

 

SESSİZ DUA

Her şeyden evvel, varlığıyla varlığımızı ışıklandıran, gözlerimize nurlar serpip, bizleri nefsanî karanlıklardan kurtaran Rahmeti Sonsuz Rabbimize hamd ü senâlar ediyor, varlık ağacının çekirdeği, kainat kitabının ille-i gâiyesi, Hakk’a davetin en gür sesi Efendimiz'i, âlini ve ashabını salât ü selamlarla bir kez daha anarak ellerimizi açıp yalvarıyoruz:
 
barstar mavi yıldız
 
 
 
barstar mavi yıldız

Yüce Rabbimiz!
 Gönüllerimizi sıdk, emanet, ihlas ve yakîn hisleriyle buluştur ve bizi kalbleri rikkatle çarpan huşû ve hudû sahibi, murâkabe, heybet ve marifet-i tâmme ehli insanlardan eyle! Destekleyenimiz, yardım edenimiz ve koruyup kollayanımız Sen ol! Ne olur, biz âciz ve muhtaç kullarını hüsrana uğramış zavallılar gibi eyleme, onların düştükleri acıklı durumlara maruz bırakma.. kalblerimizin üzerinden is, sis ve pas perdelerini kaldır; kaldır ki hakkı hak olarak görüp bilebilelim.
 
barstar mavi yıldız
 
 
barstar mavi yıldız

Yüceler Yücesi Allahımız!
Sen’den bize nezdindeki nurlardan bir nur göndermeni ve onunla zâhir-bâtın bütün hislerimizi nurlandırmanı, gönüllerimizi ağyar ve masiva karanlıklarından arındırmanı ve yürüyeceğimiz yolları, insanlığa en mümtaz rehber olarak seçip vazifelendirdiğin habibin Muhammed Mustafa’nın nuruyla ışıklandırmanı diliyoruz.
 
barstar mavi yıldız

Allahım...
Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile efradına ve bütün ashab-ı güzînine salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur Rabbimiz!..
Bizleri cehennem ateşinden,gözlerimizi harama bakmaktan,kulagımızın haramı duymasından,kalbimizden haramın gecmesinden bizleri koru
 
 barstar mavi yıldız
 
 
Ey  Erhamerrahimin
Bizleri münevver mümin sevdiğin kullarından eyle,Hacca gidip hacı olmayı
kur an okumayı,namaz ı mızı hakkıyla eda etmeyi,senın sevdiğin kullardan olmayı bizlere evlatlarımıza,hısımlarımıza,akrabalarımıza ve tanıyıp tanımdadığımız herkese nasip eyle..Bizler,e salih eş evlat ve nesil nasip eyle..İslamı kuran ahlakını bizlere ve neslimize yaşamayı nasip eyle ..
 
barstar mavi yıldız
 
Allah'ım!
Benim ismet perdesini yırtan günahlarımı affet. Allah'ım! Benim mutsuzluklara sebep olan günahlarımı affet. Allah'ım! Benim nimetleri değiştiren günahlarımı affet. Allah'ım! Benim duanın icabetini önleyen günahlarımı affet.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
Benim belanın inmesine sebep olan günahlarımı affet.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
İşlediğim bütün günahları ve yaptığım bütün hataları affet.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
 Sana zikrinle yaklaşmak istiyor ve Seninle Sen’den şefaat diliyorum. Cömertliğin hakkı için beni Kendine yaklaştırmanı ve şükrünü eda etmeyi bana nasip kılmanı ve zikrini bana ilham etmeni niyaz ediyorum.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
 Huzu, huşu ve zelil bir dille, Sen’den hatalarıma göz yummanı, bana merhametli davranmanı, beni verdiğine razı, kanaatkar ve her halde mütevazı kılmanı diliyorum.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
 İhtiyaç ve yoksulluğu şiddetli olan ve hacetini zorluklar anında kapına getiren, katında bulunanlara büyük rağbeti olan kimsenin yalvarışı gibi sana yalvarıyorum.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
 Senin Saltanatın büyük ve mekanın yücedir, tedbirin gizli; emrin açıktır; kahrın galip, kudretin her yerde caridir ve Senin Hükmünden kaçmak muhaldir.
 
barstar mavi yıldız

Allah'ım!
 Senden başka günahlarımı affedecek; kabahatlerimi örtecek; kötü amelimi iyiye çevirecek biri yok. Senden başka ilah yok; Sen Sübhan'sın, Münezzehsin; Sana hamdederim.
 
barstar mavi yıldız

İlahi!
 Sen beni benden daha iyi Bilirsin. Ben de kendimi, övenlerden daha iyi bilirim. Onların bende bulunduğunu sandıkları iyilikleri Sen bana İhsan Et ve bilmedikleri kötülüklerimi Setret ve Mağfiret Buyur. Hakkımda söylenen şeylerle beni Günahlandırma.
 
barstar mavi yıldız

Rabbi Rahimim!.
 beni dostlarına dost sevdiklerine sevgili eyle.....
Bizlere salih yuvalar kurmayı salihlerle arkadaş olmayı onların muabbetlerinde bulunayı nasip eyle...Bizlere salih evlatlar naip eyle..
Namaz ve kur an ı hakkıyla eda etmeyi...cennetle muşdelediğin kullarından olmayı nasip eyle...Bizlere hacı olmayı nasip eyle.....
Ailemiizi ve bizleri her turlu şeytan ve musubetlerinden kazalardan belalardan deprepten ve zel zeleden koru...
sana sonsuz sukurlar olsun...Yalnız ve yalnız sana sıgınırım.....
(selat ve selam getirin)
El fatiha....
Amin  
Allahumme salli ala seyyidina muhammed
Amin... 
 barstar mavi yıldız

KıLıçBeY 

http://kilicbey-27.spaces.live.com/

 
 
 
         
 
NAMAZIN FAZİLETLERİ
 
  
Sabah Namazı;
 
''Ölüm Sekaratı sıkıntısının ilacıdır,''

Vakit seher.
Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere.
Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce.
Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.
Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun.
Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.
Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı.
Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.
Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi.
Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini.
Ete kemiğe bürüdü ruhunu.
Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.
Şimdi seher vakti.
Göz kapaklarının ardından kaç.
Gafletin gecesinden uyan.
Aç gözlerini sehere.Aç kalbini Rabbine.Uyan.Uyan,yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini.
Güneş ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel.
Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O'nu unuttuğu anda ananlardan ol.
Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin(s.a.v)
Şimdi sabah!
barstar mavi yıldız
Şimdi sabah namazı vakti...
barstar mavi yıldız

Öğle Namazı;
 
"Kabrin karanlığının sıkıntısının ilacıdır''
 

Vakit öğle.
Gün ortası. Dünya telaşındasın.
İşler yoğun.Yarım kalmış ne kadar iş var!
Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey.
Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak.
Ne kadar çok vazgeçilmezin var!
Ne kadar vazgeçilmezsin!
Oysa dünya seni pek umursamıyor.
Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce..
Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...

Vakit öğle.
O kadar gürültü var ki ortalıkta.
Kalbinin sesini duyamıyorsun bile.
Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin.
Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır.
Ebedi sükunete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir.
Alnını secdeye değdir.
barstar mavi yıldız
Şimdi öğle namazı vakti...
barstar mavi yıldız

İkindi Namazı;
 
''Sorgu meleklerinin sıkıntısının ilacıdır''
 

Vakit ikindi.
Gün ihtiyarladı.Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne.
Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi.
Ayrılığı söylüyor hece hece.Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.
Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.
Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun.Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor.Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın.Yokuş aşağı akıyor kalbin.

Vakit ikindi.
Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları.
Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı.
Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde.Gün daha kısa geliyor artık.
''Yemin olsun ki ikindi vaktine.Hüsrandadır insan.''
Şimdi anlıyorsun.Çünkü, yokuş aşağı akıyorsun.
Dalından kopuyorsun.Hoyrat bir rüzgâr artık zaman.
Geriye kalan ancak iman.
Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde.
O'na konuş, dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.
barstar mavi yıldız
Şimdi ikindi namazı vakti...
barstar mavi yıldız

Akşam Namazı;
 
"Amel defterinin dağıtıldığı andaki sıkıntının ilacıdır''
 

Vakit akşam.
Gün ölmek üzere.Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden.
Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın.Kara kefenini giyiniyor gün.
Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.
Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün.Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek.Senin de kıyametin kopacak.

Şimdi akşam.
Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin.
Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın.
Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi.
barstar mavi yıldız
Şimdi akşam namazı vakti…
barstar mavi yıldız

Yatsı Namazı;
''Sırat Köprüsü’ndeki sıkıntının ilacıdır''
 

Vakit Yatsı.
Gün çoktan öldü.Güneş ışıklarını topladı.Gece hükmediyor aleme. Güneşin saltanatı bitti.Işıklar tükendi ufuklarda.
Renkler ellerini çekti eşyadan.
Gül soldu, gün soldu.Göğe yöneldi gözler.
Hatırla ki,Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın.
Bir adın kalacak geriye.Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni.
Belki o da unutacak.

Şimdi Gece.
Sabaha çok var.Işık uzaklarda.
Yokluğun gecesinde,adın bile unutulmuşken,kimden meded umarsın sor kendine?
Kim Sana hayat vermişse,kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.
Söyle kendine.
Söyle kendine ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece,Sen de herkesin unut,O'nu hatırla.
Söyle kendine ki,çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece,Rabbini an,Rabbine kan,Rabbine uyan.
barstar mavi yıldız
Şimdi yatsı zamanı vakti...
barstar mavi yıldız
  
   
 
 
KıLıçBeY 
 http://kilicbey-27.spaces.live.com/
 
June 29

Üç Aylar

 

                                          

 
 
ÜÇ AYLAR

338tnAllahdsmoncoeur338tn  

 
(RECEP-ŞABAN-RAMAZAN)

495m98apwxdih46ha0 


"Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban ve belliğnâ Ramazan"
"Yâ Rabbi, bize Recep ve Şaban'ı mübarek eyle ve bizi Ramazan'a ulaştır."
* Her gün bu duâya devam edilir,
* Lâ ilahe illAllâh, kelime-i tevhidi her gün biner defa söylenir.
* Bu aylar feyiz ve bereketi nâmütenâhî olan aylardır.
* Receb hürmet, Şaban hizmet, Ramazan ise nimet ayıdır.
* Recep tevbe ve inâbet ayı, Şaban muhabbet, Ramazan ise karabet (yakınlık) ayıdır.
* Receb, cefâyı terk içindir. Şaban amel ve vefa içindir. Ramazan sıdk ve safa içindir.
* Receb öyle bir aydır ki, Allâh Teâlâ onda kat kat sevâb verir.
* Şaban öyle bir aydır ki, onda keramet beklenir.
* Receb sabıkların, Şaban muktesiderin, Ramazan ise âsîlerin ayıdır.
* Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayıdır.
* Yıl ağaç gibidir. Receb ayı ağacın yapraklı, Şaban meyva-
* Ramazan ise meyvasının toplanacağı zaman gibidir.
* Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve se em- buyuruyorlar:
"Receb, Allâh Teâlâ'mn, Şaban benim ve Ramazan ümmetimin ayıdır."
 
Receb-i Serîf ayi:
495m98apwxdih46ha0

Allah'in ayidir. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah'a çok siginilmalidir. Bu ayin 1.nci günü oruç tutanlara; 3 senelik, 2.nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3.cü günü oruç tutanlara 1 senelik nâfile oruç sevâbi verilir. Hergün 100 defa Ihlâs-i Serîf okunacak, ilk gecesi 20 rek’at namaz (1 günlük kaza namazi) kilinir.

 

 495m98apwxdih46ha0

 

Recep Ayı Cenab'ı Hakk'a mahsus bir ay olduğu için, Allahü Teâla'nın sıfatlarını bildiren İhlas sûresi bu ay boyunca sık sık okunmalıdır.

 

Estağfirullâhel azıymellezi lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyumû ve etûbu ileyhi tevbete abdin zâlimin li nefsihi lâ yemlikü linefsihi mevten ve lâ hayâten ve lâ nüşurâ.

Manası:Nefsine kötülük etmiş, ne ölürken ne hayatında, ne dirilirken nefsine sahib olamayan kulun tevbesi gibi, hayy ve Kayyum olan, kendinden başka ilah bulunmayan Allah'a istiğfar ederim.

 

495m98apwxdih46ha0 

 

Cenab-ı Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:

Kim bu istiğfarı Recep-i Şerif ayında yedi defa okursa, Allahü Teala meleklerine "Bu kulumun günah defterini yırtıp atınız" buyurur.

 

 495m98apwxdih46ha0

Kamerî ayların yedincisi; İslamî takvimin aylarından biri Muharrem ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren Kamerî takvim aylarının yedincisi olan Receb, aynı zamanda "üç aylar"ın ilkidir.

"Receb" kelimesi; herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir (M.Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, III, 18-19).

 495m98apwxdih46ha0


Cahiliye devrinde Araplar, putları için bu ayda kurban keserlerdi. Araplar arasında mukaddes bilinen Receb ayı, haram aylardan (eşhur-i hurum) biridir. Diğer üç haram ay ise, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem idi. Receb ayı, birbirini takip eden aylardan hemen sonra gelmediği ve yedinci sırada olduğu için "Recebül-ferd" adı da verilmiştir.

Haram aylarda harb etmek Araplar arasında yasak kabul edilmişti, hatta bu uygulama İslâm'ın başlangıcında da yürürlükteydi. Buna sebep, Mekkelilerin bu aylarda geçimlerini temin etmeleri, Kâbe ziyaretçilerinin emniyetinin sağlanması idi.

 495m98apwxdih46ha0


Hz. Muhammed (s.a.s), Abdullah b. Cahş komutasında bir grup muhacir sahabiyi Kureyş kervanından haber getirmesi amacıyla Nahle'ye göndermişti. Keşif gayesiyle sefere çıkılmasına rağmen bölükte bulunanlar, müşriklerin kendilerine yaptıkları kötülükleri hatırlayarak kervana saldırdılar. Bu olayın gerçekleştiği gün Receb ayının son günü idi. Halbuki müslümanlar, Receb ayının bittiğini ve Şabana girildiğini sanıyorlardı. Kervandan iki kişiyi esir aldılar, bir kişiyi öldürdüler ve kervanı alıp Hz. Peygamber'e getirdiler. Müşrikler, Araplarca savaşmanın kesinlikle yasak olduğu Receb ayında bu hadisenin oluşunu fırsat bilerek, "Muhammed haram ayını helâl saydı" tarzındaki ifadelerle... propagandaya başladılar. İşte bu olay üzerine Bakara süresinin 217. ayeti nazil oldu: "Ey Muhammed! Sana hürmet edilen ay'ı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, Allah'ı inkâr etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür! Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kâfir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler" (2/217).

 495m98apwxdih46ha0


Receb ay'ı, içinde iki kandil gecesi bulunması açısından da faziletli bir aydır. Receb ayının ilk cuma gecesi Regaib kandilidir. İslâm âlimleri, Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu gecede Yüce Allah'ın manevi ikramlarına eriştiğini, bu sebeple şükür ve haced için namaz kıldığını bildirmektedirler. Bu gece hakkında halk arasında bilinen şekliyle, Regaib gecesi Hz. Peygamber (s.a.s)'in anne rahmine düştüğü gecedir, tarzındaki ifade yanlış bir iddiadan ibarettir.

 495m98apwxdih46ha0


Yine Receb ayının yirmi yedinci gecesi İslâm dünyasında Mirâc gecesi olarak kutlanır. Olay hakkında Kur'an-ı Kerim'de başlı başına "İsrâ" suresi indirilmiştir. Beş vakit namaz bu gecede farz kılınmış, bu gece nâzil olan Bakara suresinin son ayetleri ile müslümanların sıkıntılarının sona ereceği ve Muhammed ümmetine Allah'a ortak koşmadıkları, tevhidden ayrılmadıkları takdirde Cennete girecekleri müjdelenmiştir. Ayrıca İsrâ suresinin bir bölümünde İslâm'ın bir özeti, on iki esas halinde bu gecede bildirilmiştir:

 495m98apwxdih46ha0


Allah ile beraber başka bir tanrı edinme; yoksa yerilmiş, tek başına kalmış olursun. Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın! İkisine de hep tatlı söz söyleyesin! Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve; Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de. İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, kendine baş vuranları bağışlar. Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekilerini saçıp savurma. Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar, şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür. Rabbinden umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle. Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme; büsbütün de açıp tutumsuz olma; yoksa pişman olur, açıkta kalırsın. Doğrusu senin Rabbin dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. O kullarını gören ve haberdar olandır. Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır. Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür. Yetimin malına -ergin çağa ulaşana kadar- en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır. Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru terazi ile tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir. Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin. Rabbinin katında bunların hepsi beğenilmeyen kötü şeylerdir. Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah ile beraber başka tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak Cehenneme atılırsın" (el-İsra, 17/23-39).

Bu ayet ve mesajların indiği Mirac gecesi, Receb ayının yirmialtıncı gecesi olduğundan, Receb ayının önemli bir kudsiyeti vardır.

 

 

 

ŞÂBAN-I ŞERİF


495m98apwxdih46ha0
Şâban ayı, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in ayıdır. Bu itibarla salavât-ı şerifeye çok devam etmek lâzımdır. Yine mümkün oldukça istiğfar, salavât-ı şerife, İhlâs-ı Şerif okumalı, teheccüd ve tesbih namazları kılmalı ve hatm-i enbiyâ yapmalıdır.

495m98apwxdih46ha0
Şâban ayı, “Şerefli, ulvî, berâta erdirici, ilâhî ihsâna kavuşturucu, mü’minlere rahmet ve kâfirlere gazap olan ilâhî nûra nâil edici” bir ay olarak târif edilmiştir.

Bu ayın birinci gecesinde, yani salıyı çarşambaya bağlayan gece, her rek’atte bir Fâtiha üç Âyetü’l-Kürsî ile bir tesbih namazı kılınır. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

495m98apwxdih46ha0 

Hergün 100 defa "Kevser Sûresi" okunmalidir.

10 gün 100 defa "Yâ Latîf (c.c)"

10 gün 100 defa "Yâ Rezzak (c.c)"

10 gün 100 defa "Yâ Azîz (c.c)" okunmalidir.

Berâ(e)t Gecesi: Saban ayinin 15.nci gecesidir. Gündüzü oruçlu, gecesi ibadet ve zikirle geçirilmelidir.

495m98apwxdih46ha0 


TESBİH NAMAZININ FAZİLET VE EHEMMİYETİ

Tesbih namazı; tevbenin, istiğfârın en büyüğü ve bütün vücutla yapılanıdır. Sünen sahipleri Hz. İkrime’den, o da İbn-i Abbas (r.a.)’tan rivâyet etmişlerdir ki; Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz muhterem amcaları Hz. Abbas (r.a.)’a şöyle buyurmuşlardır:

 495m98apwxdih46ha0


“Ey amca, sana on haslet haber vermekle ikrâm etmiş olayım ki, onu işlediğin vakit günahının evveli ve âhiri, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve âşikâr olanı mağfiret edilmiş olsun...

 495m98apwxdih46ha0


“Dört rek’at namaz kılarsın; her rek’atte Sûre-i Fâtiha’yı ve diğer bir sûreyi okursun. Fâtiha okumadan evvel on beş kere, ‘Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym’ dersin. Zamm-ı sûreden sonra dahî on kere ‘Sübhânallâhi velhamdülillâhi...’ deyip rükûa varırsın.

 495m98apwxdih46ha0


“Rükûda olduğun halde on kere, rükûdan doğrulduktan sonra on kere, secdeye vardığında on kere, iki secde arasında on kere, ikinci secdede dahî onları on kere okursun; tamamı her rek’at için yetmişbeş’tir. Bunu rek’atlerin dördünde dahî yaparsın. (Dört rek’atin tesbihlerinin tamamı üçyüzdür.)”

Dört rek’atin ‘Sübhâne rabbiyel azıym ve sübhâne rabbiyel â’lâ...’ tesbihleri, bundan ayrı olarak önce okunur.

 
ŞABAN-I ŞERİF


Kamerî ayların sekizincisi.
495m98apwxdih46ha0

Ayın hareketlerine göre hesaplanan Arabî ayların ilki Muharrem, sonuncusu da Zilhiccedir. Şaban, Receb ile Ramazan ayları arasında yer alır. Şaban ayının Araplar arasındaki eski adı Azil idi.
495m98apwxdih46ha0
Araplar, Şaban ayına "şehrullâh-i muazzam", "şehru'l-kerâme" ve "şehru'l-kasîr" de derler. Böyle demelerinin sebebi, bu ayda bostanlara çıkıp, beraberlerinde götürdükleri yemek ve diğer şeyler pişinceye kadar gezip eğlenmeyi âdet edinmeleriydi. Medineliler, bu ayın on beşinci gecesine "leyletü'l-helva" (helva gecesi) derler. Araplar, o gece evlerinde, durumlarına göre tatlılar pişirip yerler ve yedirirlerdi. Eskiden bizim toplumumuzda da, hemen her kandil gecesi bir helva gecesiydi. Fakir-zengin akrabaya, komşuya helva dağıtmak âdetti. Ülkemizin bazı yörelerinde bu âdetin günümüzde de devam ettiği görülmektedir.
495m98apwxdih46ha0
Şaban ayını önemli kılan özelliklerden biri, "şühûr-i selâse" denilen "üç aylar"ın ikincisi olmasıdır. Bilindiği gibi, üç ayların ilki Receb, üçüncüsü de Ramazandır. Şaban ayının önemli bir hususiyeti de, "Beraat gecesi"nin bu ayın on beşinci gecesine tesadüf etmesidir. Beraat gecesi, meleklerin inmesi, duaların kabul olunması, duaların geri çevrilmemesi gibi birçok fazilete sahip olduğu için, bulunduğu ayı da değerli kılmıştır (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, III, 302).

İbn Mâce, Şaban ayı ve özellikle Beraat gecesi hakkında rivayet edilen şu iki hadisi kaydeder:

"Şaban ayının yarısı (Beraat gecesi) gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Şüphesiz ki Allah, o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu? Onu affedeyim! Rızık isteyen yok mu? Rızık vereyim! Şifa dileyen yok mu? Şifa vereyim!" (Sünen, İkâmetü's-Salât, 191).
495m98apwxdih46ha0
"Allah Teâlâ, Şabanın on besinci gecesi (Beraat gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asî olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar” (Sünen, İkâmetü's-Salât, 191)
495m98apwxdih46ha0
Peygamber Efendimiz, bu ayda mümkün olduğu kadar oruç tutardı. Hz. Âişe, O'nun bu davranışını şu sözleriyle ifade eder: "Rasûlüllah'ın (s.a.s) Şaban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim" (Tecrid-i Sarîh Tercümesi, IV, 295).
495m98apwxdih46ha0
Şaban ayı, İslam tarihinde bazı önemli olayların gerçekleşmesi açısından da önemlidir. Bunlar arasında, hicretin ikinci yılına rastlayan
Şaban ayı ortalarında nâzil olan âyetle kıblenin Mescid-i Aksâ'dan Mescid-i Haram'a çevrilmesi ve diğer bir âyetle de Ramazan orucunun farz kılınması sayılabilir.

 

 

 



                 Mübarek Ay, Gün ve Geceler

 


 Şaban Ayı ve Oruç

 495m98apwxdih46ha0


     Âişe-i Sıddîka -radıyallâhu anhâ- Ebû Seleme'ye tahdîs edip, şöyle demiştir:
     "Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hiçbir ayda Şabandakinden daha çok nafile oruç tutmazdı. Çünkü Ne-biyy-i Zişan, Şaban ayının çoğunu oruçlu geçirirdi. Ve:

495m98apwxdih46ha0
     «Amellerden (devam etmeye) gücünüzün yeteceği miktarı alınız. Çünkü Allah, sizlerden (amelden) bıkmadıkça (se-vâb vermekten) bıkmaz.» buyururdu.
     "Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize en sevimli namaz, az olsa bile devamlı kılınan namazdı.
     Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, herhangi bir (nafile) namazı kılmaya başlayınca ona devam ederdi." (Sahîh-i Buhâri, Kitâbu's-Savm 1836)
     Gunyetü't-Tâlibîyn'de Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin -kuddîse sirrûh- Şaban ayı ile ilgili olarak naklettiği hadîs-i şerifler meâlen şöyledir:
     Âişe-i Sıddîka -radıyallâhu anha- şöyle demiştir:
     "Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- öyle oruç tutardı ki; biz, artık orucu bırakmayacak, derdik. Peşpeşe günlerce oruç tutmadığını görünce de, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- artık oruç tutmayacak, derdik. Şaban ayında oruç tutmak, O'na daha sevgili idi.
Ben:
     «-Ey Allah'ın Resulü!.. Şaban'da senin (çok) oruç tuttuğunu görüyorum. (Bunun hikmeti nedir?)» diye sordum.

495m98apwxdih46ha0
     Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
     -Ya ÂişeL Bir sene içinde ölecek olan kimselerin isimleri bu ayda (yaşayanların) defterinden silinip, Azrail -aley-hisselâm-'a teslîm edilir. Ben de oruçlu olduğum halde, ismimin defterden silinip, (diğer deftere kaydedilmesini) arzu ederim, buyurdu.
     Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ- ise şöyle anlatmaktadır:
     "Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Ramazan'dan sonra en fazla orucu Şaban (ayın)da tutardı. Bunun sebebi, o sene içinde ölecek olanların isimlerinin, Şaban'da diriler defterinden, ölüler defterine geçirilmesidir. Bir kimse yolculuğa çıkar (halbuki onun ismi yaşayanlar defterinden çıkarılıp) o sene ölecek olanların defterine yazılır." (Gunye 1 /186-187)

495m98apwxdih46ha0
     Enes -radıyallâhu anh- der ki:
     "Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e en faziletli oruç soruldu. Nebiyy-i Zîşân: /
     « Ramazan-ı şerifi tazim için tutulan, Şaban orucudur.»
     buyurdular.

495m98apwxdih46ha0
     Âişe -radıyallâhu anhâ- ise:
     «-Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e ayların en sevgilisi, kendisini Ramazan ayına kavuşturan Şaban ayıydı.» demiştir..." (Gunye, 1 /187)
     Şaban Ayının Son Pazartesi Günü Orucu

495m98apwxdih46ha0
     Abdullah -radıyallâhu anh-'dan nakledilen bir hadîs-i şerîfte, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
     "Bir kimse Şaban (ayının) son Pazartesi günü oruç tutarsa, günahları bağışlanır." (Gunye, 1 /187)
     Burada son Pazartesi gününden maksad, Şaban'in son günü değildir. Zira Ramazan7 karşılamak niyetiyle Ramazan'a bir iki gün kala oruç tutmak men' edilmiştir. (Gunye, 1 /187)
     Seçilen Dört Şeyin En Faziletlisi

495m98apwxdih46ha0
     Allah Teâlâ buyuruyor:
     "Rabbin dilediğini yaratır ve seçer." (Kasas sûresi 28 / 68)
     Allâhü Zü'l-Celâl, her çeşit nesneden dört tanesini, onların içinden de birisini seçmiştir:
     Meleklerinden; Cebrail, Mikâil, israfil ve Azrail -aleyhimüs-selâm-'i seçmiş, onlardan da Cebrail -aleyhisselâm-'ı,

495m98apwxdih46ha0
     Nebilerden; Hazret-i ibrahim, Hazret-i Mûsâ, Hazret-i îsâ ve Hazret-i Muhammed -aleyhimüsselâm-'ı, onlardan da Mu-hammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i,
     Sahabe -radıyallâhu anhüm-'den; Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali'yi -radıyallâhu anhüm-, onlardan da Ebû Bekir -radıyallâhu anh-'ı,

495m98apwxdih46ha0
     Mescidlerden; Mescidü'l-Harâm, Mescidü'l-Aksâ, Mesci-dü'l-Medîne ve Mescid-i Tûr-i Sînâ, onlardan da Mescidü'l- Ha-râm'ı (yani Kabe'yi),
     Günlerden; Ramazan bayramı, Kurban bayramı, Arefe günü, Aşure günü, onlardan da Arefe gününü seçmiştir.
     Gecelerden; Beraat gecesi, Kadir gecesi, Cuma gecesi ve Bayram gecesi. Onlardan da Kadir gecesini seçmiştir.

495m98apwxdih46ha0
     Şehirlerden; Mekke-i Mükerreme, Medîne-i Münevvere, Beyti'i-Makdîs ve Mesâcidi'l-Aşâir, sonra onlardan da Mekke-i Mükerremeyi seçmiştir.
     Dağlardan; Uhud, Sînâ, Likam ve Lübnan dağlarını, bu dağlar arasından da, Tûr-i Sînâ'yı seçmiştir.

495m98apwxdih46ha0
     Nehirlerden; Ceyhun, Seyhûn, Fırat ve Nil nehrini, onlardan da Fırat'ı seçmiştir.
     Aylardan; Receb, Şaban, Ramazan ve Muharremi, onlardan da Şaban'ı seçmiştir. Ve Şaban ayını, Rasûluliâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in ayı kılmıştır. Nebiyy-i ZTşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, nebîlerin efdali olduğu gibi, O'nun ayı olan Şaban da ayların efdali olmuştur." (Gunye 1 /187)      "Şaban benim ayım, Receb Allah Teâlâ'nın ayı ve Ramazan ümmetimin ayıdır. Şaban günahları siler, Ramazan ise (oruç tutan müslümanları) temizler." (Gunye, 1 /187)

495m98apwxdih46ha0
     Başka bir hadîs-i şerîfte:
     "Şaban, Receb ile Ramazan arasında bir aydır. Fakat insanlar on(un fazîletin)den gafildir. Halbuki onda kulların amelleri, Rabbü'l-Alemîn'e yükselir. Ben de oruçlu olduğum halde amelimin Allah'a yükselmesini severim." buyurulmuş     tur. (Gunye, 1/187)
     Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-'ın rivayet etmiş olduğu bir hadiste Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

495m98apwxdih46ha0
     "Receb ayının diğer aylar üzerine fazîleti, Kur'ân-ı Kerimin diğer kitaplar'üzerine üstünlüğü gibidir. Şaban'ın diğer aylar üzerine üstünlüğü, benim diğer peygamberler üzerine fazlım gibidir. Ramazan'ın diğer aylar üzerine fazîleti, Allah Teâlâ'nın, yarattığı varlıklar üzerine fazlı gibidir." buyurmuşlardır. (Gunye, 1 /187)

Yusuf Demireşik

 

RAMAZAN AYI

Ramazan Ayinin Özellikleri

 495m98apwxdih46ha0

 

Ibadetler belirli vakitlerde yapilir .Farz olan orucun  vakti Ramazan ayidir. Ramazan ayinin dinimizde büyük bir önemi ve diger aylar arasinda seçkin bir yeri vardir . Bu sebeple oruç konusuna geçmeden önce Ramazan ayinin tasidigi özellikler hakkinda bilgi vermek yararli olacaktir .

495m98apwxdih46ha0

Bu özellikler kisaca sunlardir:

1. Insanligi karanliklardan çikarip aydinliga kavusturan, Rabbimizin son mesaji Yüce kitabimiz Kur'an-i Kerim, bu ayda yeryüzüne inmeye baslamis ve böylece insanlik için yepyeni ve mutlu bir dönem baslamistir.

Bu gerçek. Kur'an-i Kerim'de söyle bildirilmistir:

"Ramazan ayi ki onda Kur'an, insanlara yol gösterici ve dogruyu yanlistan ayirici belgeler olarak indirildi. " (7)

 495m98apwxdih46ha0

Kur'an-i Kerim Ramazan ayinda inmeye basladigi için bu ay. bir anlamda Kur'an ayidir. Kur'an-i Kerimi Peygamberimize getiren büyük melek Cebrail, her yil Ramazan ayinda Peygamberimize gelir ve o güne kadar nazil olan Kur'an ayetlerini karsilikli olarak birbirlerine okurlardi. Peygamberimizin bu dünyadan göçtügü yilin Ramazaninda bu durum. son olarak ve iki defa gerçeklesmistir.

 495m98apwxdih46ha0

Ramazan ayinda camilerimizde ve evlerde okunan ve cemaatin büyük bir manevi zevk ve husû içinde dinledigi mukabele ve Kur'an hatimler; Cebrail ile Peygamberimiz arasinda yapilan mukabelenin devam ettirilmesidir .

Bu vesile ile Kur'an okumanin fazileti ve manasini anlamaya çalismanin önemini belirtmekte fayda vardir. Kur'an okuimak ve okunan Kur'an'i dinlemek sevabi çok olan bir ibadettir .

 495m98apwxdih46ha0

Peygamber Efendimiz:"Kim Allah'in kitabi Kur'an'dan bir harf okursa onun için bir sevap vardir. Her sevabin karsiligi da on kat verilecektir" (8)

buyurarak Kur'an okuyanlara verilecek sevabin miktarini belirtmis, ayrica Kur'an-i Kerim'in okuyucularina sefaat edecegi Peygamberimiz tarafindan bildirilmistir.

 495m98apwxdih46ha0

Söyle buyuruyor:"Kiyamet günü oruç ve Kur'an kul'a sefaatçi olurlar.

Oruç: - Ya Rabbi, ben onu gündüzleri yemekten ve zevklerinden alikoydum, simdi beni ona sefaatçi kil, der .

Kur'an:

- Ya Rabbi, ben onu gece uykusundan alikoydum, simdi beni ona sefaatçi kil, der.

Her ikisi de sefaat ederler. ,. (9)

 495m98apwxdih46ha0

Kur'an-i Kerim, insanligin kurtulusu için gönderilen son ilâhî mesajdir. Onu okumak ibadettir. Ancak sadece okumak yeterli degildir. Müslümanin asil görevi, Kur'an'i okuyup manasini anlamaya çalismak ve onun gösterdigi nurlu yoldan yürümektir.

Kur'an-i Kerim'in gönderilisindeki sebeb ve hikmeti, yine Kur'an'dan ögreniyoruz.

Yüce Allah söyle buyuruyor:

 495m98apwxdih46ha0

"Ey Muhammed! Sana bu mübârekkitabi (Kur'an'i) ayetlerini düsünsünler ve akli olanlar ögüt alsinlar diye indirdik." (10)

2. Alemlere rahmet olarak gönderilen, yaratilmislarin en faziletlisi, Allahin en sevgili kulu, son peygamber, Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a peygamberlik görevi bu ayda verilmistir. Mekke yakinlarindaki Hira magarasinda "oku" emri ile baslayan ilk Kur'an ayetlerini Hz. Muhammed'e teblig eden büyük melek Cebrail (a.s.) daha sonra ona "Sen Allah'in Rasûlüsün (Peygamberisin) ben de Cebrailim" diye hitap ederek onun insanligin kurtulusu için peygamber olarak görevlendirildigini bildirdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu kutsal göreve baslamasi ile karanliklar içinde bocalayan insanlik için nurlu bir ufuk açildi. Onun kalplere yerlestirdigi iman isigi sayesinde cehaletin yerini ilim, zulmün yerini hak ve adalet, kin ve düsmanligin yerini insan sevgisi aldi ve gerçek anlamda huzur ve kardesligin temelleri atildi.

 495m98apwxdih46ha0

3. Bin aydan daha hayirli oldugu Kur'an-i Kerim'de bildirilen ve mü'minlere Allah'in en büyük lütuf ve ikramlarindan biri olan "Kadir Gecesi" de bu ayin içindedir. Bu gece, müslümanlarin iyi degerlendirmesi gereken büyük bir firsattir. (11)

 495m98apwxdih46ha0

4. islâm'in bes sartindan biri olan, insani nefsinin asiri arzularindan ve maddî ihtiraslardan kurtarip yücelten ve âdeta meleklestiren oruç ibadeti. bu aya tahsis edilmistir.

Ramazan gecelerinde cemaatin büyük bir cosku ile kildigi teravih namazi da bu aya mahsus bir ibadettir. Oruçlunun derin bir huzur ve manevî zevk duydugu sahur ve iftar sofralari da bu aya ayri bir anlam kazandiran özelliklerdir. Iste böyle özellikler ve manevî güzelliklerle dolu mübârek Ramazan ayi, mü 'minler için manevî degeri çok büyük bir rahmet mevsimidir. Bu ayi, Yüce Rabbimize ibadet ederek ve insanlara iyilik yaparak degerlendirdigimiz takdirde kazancimiz büyük olacak ve ebedî saadetin kapilari bize açilacaktir. Bu ayin. "Evveli rahmet, ortasi magfiret, (günahlarin bagislanmasi) sonu da cehennemden kurtulus" (12) olarak nitelendiren Peygamberimiz. ayrica mü'minlere su müjdeyi veriyor:"Ramazan ayi gelince; cennet kapilari açilir, cehennem kapilari kapanir ve seytanlar kösteklenir." (13)

 495m98apwxdih46ha0

Bu hadis-i serifin ifade ettigi bir mânâ da sudur:

Ramazanda kendisini cennete götürecek iyi isler yapan mü'mine cennetin kapilari açilmis, cehenneme götürecek kötülüklerden sakindigi için de cehennem kapilari ona kapanmis demektir. Oruç sayesinde nefsine hakim olup seytana uymadigi için de seytani etkisiz hale getirmis olur. (14)

 495m98apwxdih46ha0

Esasen Ramazan kelimesinin sözlük anlami da, oruçlunun günahlardan arinacagini ifade etmektedir.

söyle ki:

Ramazan; yaz aylarinin sonunda ve güz mevsiminin basinda yagan ve yerdeki tozlari temizliyen yagmur anlamindadir. Bu yagmur, nasil yeryüzünü yikayip tozlardan temizliyorsa, Ramazan ayi da mü'minleri günahlardan öylece temizler.

 495m98apwxdih46ha0

Diger bir anlami da yanmaktir .Buna göre Ramazan ayi oruçlunun günahlarini yakarak yok eder demektir.

Her iki mânânin birlestigi nokta; oruçlunun bu ayda günâhlardan arinacak olmasidir.

  

 495m98apwxdih46ha0

 

Müjde mü'minler size ihsân-i rahmandir gelen sânina ta'zim için bu mâh-i gufrandir gelen

Ondadir feyz-i hidâyet ondadir afv ü kerem Kadrini bil mevsim-i inzâl-i Kur'an'dir gelen

iyd-i ekber her günü kadr-i mübârek her gece Ehl-i imâna ne mutlu lutf-i sübhandir gelen

Zulmet ü kasvetten âzâd etmeye sâimleri Nûr-i islâm nûr-i imân nûr-i irfandir gelen

Hâne-i kalbi temizle hosça istikbâl için Ni'meti mebzûl bir mihmân-i zi-sandir gelen

El-hazer senden sikâyet etmesin yarin aman Rûz-i mahser sâfi-i ashâb-i isyandir gelen

Rahmet ü gufran hedâyâsiyla cennet bahseder Derde derman vasl-i cânan itk-i nirândir gelen

Mâsivâdan sâim ol Remzi dilersen vasl-i Hak Râh-i aski kullara ta'lim-i Yezdan'dir gelen

 image002fs0pj6

June 26

Gavs-i Sani Hz.

 
 
 

 

 

GAVS-İ SANİ HZ. HAYATI

 

627201q5jaigt1eg

 

 

ŞEYH SEYYİD SULTAN ABDÜLBAKİ EL HÜSEYNİ GAVS-I SANİ

HAZRETLERİ KADDESALLAHU SIRRUHUL AZİZ


48


Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil'i mekan edinen Gavs Hz.leri ve oğulları (Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, Şah-ı Nakşibendi (k.s.)'ın Kasr-ı Arifan'da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil'e Seyda Hz.leri (k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Hz.leri, gerek Seyda Hz.leri ve gerekse Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu yerlerde Allah'ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah'a mutabaat yaptılar.

48
Bu yürüyüşü önce Gavs Hz.leriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Hz.leri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Abdülbaki Hz.lerin de ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde Şeyh Abdurrahman-ı Tahi, Şeyh Fethullah, Şeyh Muhammed Diyauddin, Şeyh Ahmed-el Haznevi gibi sadatlar sıralanmış, mekan değiştirenlerin yerine Gavs Hz.leri, Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri aynı heyecanla bu yolu bugüne dek taşıyarak onların yollarını takib etmişlerdir.

48
Nöbeti devraldığı zat, hem kardeşi, hem yol arkadaşı, hem mürşidi Seyda Hz.leridir. hayattayken arkasında iki büklüm bir vaziyette büyük bir adabla peşisıra yürümesiyle dikkati çeken Seyyid Abdulbaki Hz.leri ilerisini haber verircesine nöbeti Seyda Hz.lerinden devralmıştır. Babaları Gavs Hz.leri olan bu ikili, ailenin gözbebekleridir adeta.

48
Seyyid Abdulbaki Hz.leri tâ çocukluk yaşlarda hastalığa yakalanmış, zayıf ve bitap düşmüştür. Malum bizim gibi zayıf insanlar için hastalık günahlara kefaret olan ilaçtır ama, büyük zatlar için makam almalarına veya bir basamak ilerisine sıçramak için verilen ilaçtır. Verem hastalığına yakalanmış, ama hasta haliyle Siirt'te, oradan da Van'a okumaya gitmeyi ihmal etmedi. O zamanları medrese talebeliğinin yanısıra , tevbe de veriyordu. Bir yandan hastalık, bir yandan talebelik ve bir yandan da Gavs Hz.lerinin emri doğrultusunda irşada yardımcı olmasıyla alametlerini tâ o günlerde belli etmesi büyüklüğüne işarettir.

48
Gavs Hz.leri Van'a gönderdi. Van'da ne oldu? Kısa zamanda irşad halkası genişledi ve çoğaldı. Kötü hallerini bırakan halkaya dahil oluyordu. Tabii bu arada rahatsız olanlar muhalefet etmeye başladılar. İstemeyenler ve çekemeyenler oldu. Münkirler boş durmadılar, hemen şikayet ettiler. İki-üç gün tevkif edildikten sonra Seyyid Abdulbaki Hz.lerini genç yaşta 30 gün süreyle tutukladılar. Molla Ahmed bu durumu Gavs Hz.lerine açıklamaya çekinir, rahatsızlık duyacağını hesap ederek önce tereddüt etti ve nihayet Seyyid Sıtkı'ya söyler. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.leri hastaydı. Bir de hapishane hayatı eklenince, bütün bunları Gavs Hz.leri işitirse ne yapar düşüncesiyle Molla Ahmed'in anlattıklarını dayıları açıklar.Dayıları Seyyid Sıtkı diyor ki:

48
"Ben Gavs Hz.lerine söyleyince, Gavs Hz.leri öyle oldu ki, öyle ferahlandı ki, inanın çiçek gibi açıldı. Öyle tebessümle bana dedi ki:

-Ondan büyük nimet ne var? Allah'a şükredelim. İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibendi, Abdulkadir Geylani, Şah-ı Hazne hepsi içerde mapus kaldı. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları hata yapıyor, suç işliyor, tevkif ediliyor ve ceza altına giriyor. Bu Allah'ın yolunda tevkif edilmiş ve nezaret altına alınmış ne kadar büyük nimettir. Ne kadar şükretsek azdır."

48
O yörenin insanları kötü işleri bırakıp, yola gelmesinden rahatsızlık duyanlar Yüzbaşı'ya şikayet ediyorlar, o da huduttaki yüzbaşıya bildiriyor, derken yirmibeş muhtardan imza toplayarak gözaltına alıyorlar.

30 günden sonra serbest bırakıyorlar. Gerçi şikayet edenlerin ekserisi hakikati görünce pişmanlık duymuşlar ve yola girmişler. Baktılar ki ne kadar çile çekiyorsa bu zat, o kadar Allah (C.C.) daha fazla veriyor. Bu durumu idrak edenler hemen diz çöküp halkaya dahil oluyorlardı. 30 günden sonra Menzil'e geliyorlar, daha sonraları tekrar okumak için gidip geliyorlardı. Allah'ın dostları hepsi çekmiş, eziyet onlar için lezzet ve taddır.Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin terbiyesinde başta Gavs Hz.lerinin ve Molla Derviş gibi Hocaların katkısı büyüktür. Seyda Hz.leri nasıl ki Gavs Hz.lerinin emrinde nasıldı, Seyyid Abdülbaki belki iki-üç misli daha fazla Seyda (k.s.)'ın emrindeydi. Seyda Hz.leri ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde can yoldaş idiler. Seyyid Abdulbaki Hz.leri Gavs (k.s.)'ın döneminde bile Seyda Hz.lerinin karşısında sanki ölü ve cansız gibiydi, yani teslimiyet çoktu. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.lerinin bu halleri , onun ileride Seyda Hz.lerinden sonra büyük bir zat olacağını haber veriyordu. Adabı ve halleri "Seyda Hz.lerine layık olmaya çalışacağım" mesajını ortaya koyuyordu.

48 


Nitekim de Seyda Hz.leri bu dünyadan göç ettikten sonra irşad daha da kat kat arttı.Seyyid Abdulbaki Hz.leri hastalık çektiği için genç yaşlarda çok zayıfmış, ince yapılıymış. Gavs Hz.lerini Ankara'ya yolladı, o hastalık geçti, dönüşte kilo almaya başladı. Böylece o zayıflık da üzerinden alınmış yerine heybet hakim olmuş. Hem de öyle bir heybet ki, sima olarak artık babası Gavs
Hz.lerine benziyordu. Seyda Hz.lerinin sofilerinden Gavs'ı tanımayanlara, Seyyid Abdulbaki'yi görmeniz kâfi deniliyor. Gerçekten de, Gavs'ı görenler yüzcek benzediğini söylüyorlar. Hastalık, hapis, eziyetler derken sabır yürüyüşünü Seyda Hz.lerinin arkasında adapla yapıyordu. Seyda Hz.lerinin halifelik öncesi ve sonrası emrinden çıkmayan birisi varsa o da Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. Hayatında iki şey mukaddes biliyordu: birisi Gavs Hz.leri ve Seyda Hz.leri, diğeri ise Kur'an ve hadis...

 48


Öyle ki , Seyda Hz.leri şu işi yap, hemen yapıyordu. Ağabey-kardeş ilişkisi teslimiyet çerçevesinde geçti. Zaten Mürşid-i Kâmil'in alameti âdâbıdır. Gavs Hz.leri vefat edince bütün işleri Seyda Hz.leri yapıyordu. O yıllar en büyük yardımcısı Seyyid Abdulbaki (k.s.)idi. Hayatını âdâb ve teslimiyet üzerine tanzim etmişti. Gavs Hz.lerine de öyle candan ve aşktan bağlıydı ki,
onun dar-ı bekâya irtihali Seyyid Abdulbaki (k.s.)'ın iç dünyasında fırtına estirmiş, adeta şok hali yaşamasına sebep oldu. Öyle bir şok ki beraber yaşadıkları Seyda Hz.lerini bile bir an unuttururcasına, 21 gün biat etmemiş Gavs Hz.lerinin merkadına günlerce yüz sürmüş ve onu kaybetmenin hüznünü yaşıyordu. Tabii bu şoktan çıkmama hali Seyda Hz.lerine beyatını
geciktirmesine sebep olmuş. Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu haline itiraz edenler olmuş ama , o bütün bunlara aldırış etmeden Gavs (k.s.)'ın merkadına yapışmıştı. Yine birgün Seyyid Abdulbaki Gavs'ın merkadında, Seyda Hz.leri de merkadda o arada Kur'an okuyor. İşte o sıra ne olduysa orda oluyor, Seyda Hz.leri:

 48


"Abdulbaki otur..." diyor ve beyatı o anda gerçekleşiyor. Hatta, maneviyatta Gavs'ın (k.s.) Seyda Hz.lerine üç sefer:

"- Raşid, S. Abdulbaki'ye dikkat et. Onu sana teslim ettim" dediği rivayet ediliyor. Böylece, Seyda Hz.leri bu ikaz karşısında Seyyid Abdulbaki (k.s.)'ına "otur" diyerek emaneti veriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu emanet Seyyid Abdulbaki'ye (k.s.) verilen en büyük hediyeydi. Artık o şok hali
üzerinden kalkıyor, yeni bir hayata başlamanın sevinci üzerini kaplıyordu. Gavs (k.s.)zamanındaki beraberlik eskisinden daha da çok koyulaşarak Mürşid-Halife ilişkisine dönüşüyor. Seyda Hz.leri halifeliği Molla Abdulbaki ile beraber ikisinin icazetini bir perşembe akşamı veriyor. Seyda Hz.lerinin sofileri Menzil'e ziyarete gittiğinde hep onu Seyda Hz.lerinin arkasında iki büklüm gördü ve hafızalarımızda hep o hali kaldı. Ayrıca Seyyid Abdulbaki sırt ağrılarından dolayı Seyda Hz.lerinin emriyle ameliyat da olurlar.Seyda Hz.leri de dar-ı bekâya irtihal edince bütün yük Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin omuzlarına binmiştir. Nasıl ki, Gavs zamanında en büyük destekçi

 48


Seyda Hz.leri idi, Seydamızın döneminde de en büyük yardımcı Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. Şimdi Menzil'in işleri daha da yoğunlaşmıştır. Bir yandan camii inşaatı, diğer yandan merkad inşaatı ve diğerleri bunun en büyük göstergesidir. Menzil artık gelen misafirleri maddeten kaldıramadığı için, Seyyid Abdulbaki Hz.leri büyük çapta inşaat ve imar faaliyetlerini başlatarak, Gavs (k.s.) ve Seyda (k.s.)'ın bıraktığı temelleri daha da genişletmişlerdir.


 

 48


Önce Türk-i Cumhuriyet'lere yönelik bir seyahatı başlatırlar. Daha sonra bu yolculuktan sonra umre hazırlığına koyulur. Türk-i iller ve Umre yolculuğu derken, Menzil'e döner dönmez merkad ve camii inşaatını gerçekleştirir. Sene içinde de Afyon'u ve Pursaklar'ı ziyaret ederek hem irşad hem de mutabaat yapıyorlar. Seyda Hz.lerinden devraldığı yük, beş-on misli daha da artarak
bu dönemde şeritle (iple) tevbe verme metodunun görülmesi bu dönemin en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından mühimdir. O kadar yük artmış ki, Allah'ın rahmeti ve kudreti olmasa hiç bir insanın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bütün bu eziyetleri Allah için çekiyorlar. Her türlü insanın nefes kokusuna normal bir insan, değil bir gün, bir saat bile dayanamaz. Öyle oluyor ki, camii tıklım tıklım, üstüste secde ediliyor, nefessizlikten dayanılmaz hale geliyor. Böyle olduğu halde, hem camii inşaatı, hem Menzil'in işleri, hem sırt ağrıları, hem de irşad faaliyetlerini bıkmadan usanmadan, aralıksız bir şekilde yürütüyorlar. Fakat, Allah-ü Teala ona göre kuvvet vermiş. Allah'ın muhabbeti olmazsa ve sadatların muhabbeti olmazsa bütün bu işlerin yapılması imkânsızdır.

 

 48


Bel ağrılarına rağmen yine de irşaddan geri kalmıyor, devamlı sofilerin hizmetinde. Rahatsızlığını bile hiçbir zaman dile vurmaktan haya edinen bir mizacı var. Hastalığını soranlara, sıkılgan bir vaziyette anlatmaktan imtina ediyor, ancak ve ancak sırtını çeviremediğini görerek anlaşılıyor. Dikkatle bakıldığında kendini ve sırtını çeviremediği gözlerden kaçmıyor. Bunlara rağmen irşad faaliyetlerine yılmadan usanmadan ve sorumluluk duygusuyla devam ediyorlar. Bu vazifeyi madem yapacaksan, tam yapacaksın şuuruyla hareket ediyor. Allah (C.C.) ecirlerini artırıyor.


 

 48


Seyyid Abdulbaki Hz.leri denilince ilk evvela âdâb akla geliyor. Gavs (k.s.)'ın Şah-ı Hazne'ye bağlılığı ve Seyda Hz.lerinin Gavs'a teslimiyeti, Seyyid Abdulbaki (k.s.)'ında zirveye çıkarak âdâba dönüşmüştür. Diğer halifelerde de var ama, Seyyid Abdulbaki'de tarif edilmez bir şekilde
bambaşka...

 48


Seyda Hz.lerinin ardından merkadı ve camiiyi yapması, evlere ve çeşmelere el atması gibi faaliyetlerine de akıl sır ermiyor. Yani tasarrufatına akıl ermiyor ve çok hızlı başladı. Tabii hep Allah'tan geliyor. Bu dönemde çorba daha da fazla kaynıyor, ekmek daha çok çıkıyor, tabiri caizse on misli oldu.

 48


İşte bu yoğun faaliyetinde Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin dilinden sohbet bile işitemez olduk. Zaten fırsat yok. Sohbet ederse, tevbe veremezsin ve irşadın aksamasına yol açar. O bakımdan hiç boş durmuyor, o yüzden sohbete sıra gelmiyor. Seyda Hz.leri Gavs'tan sonra yaklaşık iki sene çok sohbet etti, sonradan birdenbire bıraktı. Vefatına yakın veda niteliğinde sohbetleri oldu o kadar. Fakat, Seyyid Abdulbaki Hz.leri irşadı devraldıktan sonra sohbet etmemesi, yukarıda işaret ettiğimiz hususlardan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde amel, zikir ve akıl ön planda. Muhabbetten ziyade çalışmak, bu dönemin en belirgin özelliği.


 

 48


İşin özü, fazla söze ne hacet, Seyyid Saki Hz.lerinin de buyurduğu gibi:

"Artık emeklemeyi bitirdik, şimdi Amel zamanı..."

Ğavsi Hizani (k.s.) vefat ederken halifesi Şeyh Abdurrahman et-Tahi (k.s.) cagirdi ve ona bir vasiyette bulundu dedi ki: Ben gidiyorum Ahmet Berive isminde birine rastlarsan benden selam soyle bize dua etsin buyurdu. Şeyh Abdurrahman et-Tahi (k.s.) hayatı boyunca Şeyhinin bu vasiyetini yerine getirmek icin gözünü açtı fakat Berive isimli bir zatı bulamadı. O da vefat ederken halifesi Şeyh Fethullah (k.s.) yı yanına cagırdı bu emanetı ona devretti.Dedi ki: Şeyhimin bana bir vasiyeti vardi ben onu yerine getiremedim o vasiyeti sana devrediyorum Ahmet Berive isimli bir zatı gorursen ona soyle Seyhımın ve benım selamımı soyle bizlere dua etsın dedı.Şeyh Fethullah (k.s.) bu emaneti yerine getirmek icin ugrasti ama oyle bir zata o da rastlayamadı.O da vefat ederken halifesi Şeyhinin oğlu,Şeyh Muhammed Diyaüddin (k.s.) a aynı emaneti devretti. Dedi ki: Ğavsin selami var,Seyda Tahi’nin selamı var,Seyh Fetullah olarak benımde selamım var,Ahmet Berive’yi bulursan bu selamları ona ilet ve bizlere dua etmesini talep et dedi.Bir gun atının ustunde giderken,karsıdan gelen iki tane genc gordu.Genclere selam verdi onlarda selamı aldı,tanısalım dedıler.Genclerin birsi adını soyledi,sıra dıgerıne gelınce bende Ahmet Beriveyim dedi.


 

 48


Hazret atından indi seni arıyoruz genc dedi. Dedi Ey genc, Ğavsı Hizani’nin selamı var,Seyda Tahi’nin sana selamı var,Şeyhim Fethullah’ın sana selamı var.Onlar senden dua istiyor ama onların yanında bana da dua et dedi.Genc o dediğin zatlar kim ben kim,onlara dua etmek ben kim dedi.Sen orasını karıstırma selamları al ve dua et. Genc Veaykumselam dedı ve ellerini actı emri yerini getirdi. Ondan sonra hazret tut elimi dedi Yarabbi! Ben pişmanın… diye Sadat-ı Nakşibendiyye’nin tevbesini verdi onu kendine mürit kabul etti.Terbiyesine aldı ve yetiştirdi.Ve daha sonra Hazretin halifesi olarak Sadatin nisbetini Hazne şehrine götürdü ve irsada orda devam etti. Gün geldi Ğavsı Bilvanisi Abdülhakım el-huseyni Sadatın dergahında terbiyesini tamamladı irşadını,seyrü sülükünü tamamlamak üzere rüyadaki bir işaretle onun (Şahı Hazne’nin) kapısına gitti.Çalıştı gayret etti,yıllarca sefer (Turkıye’den İran’a) etti neticede Ğavsı Bilvanisi bu gorevi aldı tekrar bu şuheda vatana Türkiye ye getirdi.Ğavsı Bilvanisi ile birlikte o seferleri yapan bir Seyyid,daha sonra Şahı Haznenin huzruna vardiğinda Şahı Hazne “Şeyh Abdülhakim ne yapıyor?” diye sordu Seyyid halini anlattı.
Şahı Hazne bana Abdülhakım’ın cocuklarından haber ver dedi. O ailenin ve Ğavsı Bilvanisi’nin yakını olan

 48


Seyyid: Şeyh Abdülhakim’in üç oğlu var,
birinci oğlunun ismi Seyyid Muhammed dedi,Şahı Hazne: Şeyh olur buyurdu

48
Seyyid : İkinci oğlunun ismi Seyyid Muhammed Raşid dedi, Şahı Hazne: Onun cok buyuk cemaatı olur buyurdu.

48
Seyyid: üçüncü oğlunun ismi Seyyİd Abdülbaki dedi,Şahı Hazne: Alem onun zamanında irşadı bir gorsun dedi…

48
Sadatlar Ahmet Berive’ye selam soylemıs o da Şeyh Abdülhakim el-huseynın üçünçü oğlunu işaret etmiş ondan haber vermiş.Alem onun zamanında irşadı gorsun diye daha cocuklugunda (Ğavs-ı Sani Seyyid Abdülbaki’nin) haber vermiş.

48
Şeyh Abdülhakim el-huseyni, Şahı Hazne’nin müjdelediği bu kucuk Seyyid hasta iken,hastahanede yatarken ziyarete bir sofi geliyor.Elinde bir çiçek hasta ziyaretine geliyor ve o Sofi anlatıyor “Şeyh Abdülhakim (k.s.), Seyyid Abdülbakinin basında duruyordu Ğavs-ı Sani yatakta yatıyordu.Ben çiçeklerle girince hosuna gitti ve dedi ki: Sofi sen Seyyid Abdülbaki’yi seviyor musun?

48 


Sofi evet kurban cok seviyorum. Şeyh Abdülhakim dedi ki: Ah keske onun zamanına erişsekte üç gun muridi olsaydık…

 48


İşte kardeslerim butun Sadat bu mübareği Ğavs-ı Sani (k.s.) yi haber vermiş,bütün Sadat bu müjdeyi vermiş. Neden vermiş? Ümmeti Muhammed gaflete düşmesin zamanına yetişirse elinden tutsun,eteğine yapışsın,imanını kurtarsın diye. Hepsi bizim için… Bu mübarek nasıl ırsad edıyor kı butun sadat bu mubaregı haber vermıs. Haber verdiki irşadının altıncı senesınde Elhamdülillah sofilerinden suana kadar vefat edipte imanını kurtaramayan hic kimse olmadı buyurdu Ğavs hazretleri.Bu Ğavs iman kurtarıyor… Bu Ğavs cehennemden kurtarıyor… Allah (c.c.) rahmet ipidir yapısanı kurtarıyor… Bu asırda ımanı kurtarmak kadar kıymetlı bırsey yoktur.

 48


O zat buyurdu ki:şu asırda musluman kimliği tasıyıp vefat edenlerin yüzde 15-20 si imanla kabıre ınıyor.Ekseriyeti imanını muhafaza edemıyor.Obur taraftan Sadatın elinden tutan,corbasını ıcen hıc kımsenın ımansız gıtmedgını soyluyor.Bu tamamen bir rahmet tecellisidir.Bu Allah’ın rahmetidir.Bu Rasulluha’ın mucızesidir.Bu ahir zamanın şiddetli,agır,fitnelerin yaygınlastıgı donemde Cenabı Hakkın Ümmeti Muhammede bir rahmetidir,bir rahmet tecellisidir.Bir meczup zat var, ona dedim benim Şeyhim artık elden tevbe vermiyor,sarıklarla altmıs-yetmiş kişiye birden tevbe veriyor ne dersin bu işe diye sordum.Meczup dedi ki: abi o iplerle cehnnemden sizleri cıkarıyor dedi…
Kuyuya dusene ip atılır,cehnnem cukuruna dusmekte olan Müslümanlara da bu Sadatlar ip atıyor… Kim tutarsa Allah (c.c.) izniyle kurtulur… Bir kac hukuk adamı Menzil’e gelmiş Ğavs-ı Sani (k.s.) demiş ki: tevbe etmek şartmıdır,sizin elinizi tutmak şartmıdır? Onsuz olmaz mı ?
Ğavs: şart değil amma siz hukuk admısınız,bir insan mahkemeye düşse,davası olsa o insan tek başına mı davasını görmesi guzeldır yoksa bir avukat tutup avukat marıfetıyle mi kendini savunması daha guzeldır.

48 


Adamlar demiş: Avukatı olsa daha rahat işini gorur.avukat onu daha guzel mudafa eder.
Ğavs: Aynen ahıret işi de böyledir.Kim o Sadatların elini tutarsa,sekiz sartı yaparsa İlahi noterde bunlara, vekalet vermiş oluyor,İlahi noterde o Sadata vekaletname veriyor.Son nefeste ölürken imanla ölme vekaletnamesi, şeytana karsı yardım vekaletnamesı,kabirde sual melekleri gelince yardım vekaletnamesı,mahserde hesap verirken şefaat vekaletnamesı,sırattan gecerken yardım vekaletnamesi. O vekaletnameyle o zat gelir şeytan kacar,melekler neden geldin dediğinde de Allah (c.c.) onun vekaletı var,Ben kabul ettım ona karısmayın der.O şekilde gerek son nefeste,gerek kabirde,gerek mahserde,gerek sıratta o vekaletnameyle gelirler Mümmeti Muhammede yardım ederler.Şart değil amma bu kadar da faydası var ne dersiniz buyurmus.
O hukukcularda insaflı ınsanlarmıs o vekaletnameyı bızde verelim demişler… 
48 


Kim bu zatların izinden giderse Allah’ın izniyle Peygamberimzin ve ashabının izinden gitmiş olur….

 

 48

 

 

 

                                                    
 
June 25

Veda Hutbesi

                                                                                                                                                                                   

MEDİNEYE  DOGRU  UCUN TURNALAR

seagullsflyingtogetherlew9Ravzaseagullsflyingtogetherlew9

dönen yıldızVEDA HUTBESİdönen yıldız

                                    

semazenler 

 

 

dönen yıldız 371752h03ej4djstdm3 dönen yıldız

 

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.v.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.

dönen yıldızBismillahirrahmanirrahimdönen yıldız

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH 


"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "

Ey Nâs!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH 



Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.

İnsanlar!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.

Ashâbım!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH 


Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.

Ashâbım!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.

Ashâbım!

 

 y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.

Ey Nâs!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Mü'minler!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.

Ey Nâs!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.

Ashâbım!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.

Mü'minler!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.

Ey Nâs!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.

Ashabım!

 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.

Ey Nâs!

  

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH


 


Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? 

 

 

 

ASHAB-I KİRAM:

 

 y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.

Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:

 

Şâhid ol Yâ Rab! 

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH 

allah yazan gülallah yazan gülallah yazan gül


Şâhid ol Yâ Rab!

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

allah yazan gülallah yazan gülallah yazan gül
Şâhid ol Yâ Rab!

y1pTOGaUFi1vKWNGgqDsbYruykuELUipO__Rvxb7sX7SkqqaMN711kIfCaM07_ZURuH

 


allah yazan gül  allah yazan gülallah yazan gül

 


buyurdu.

76f791775e4d




 

Hüzünlü Gurbet

 

 

      

HÜZÜNLÜ GURBET

   

                                                       

M. FETULLAH GÜLEN

 

 

http://resimyukle.dinimislam.net/resimler/78a2fd0d12850231d29e78dd1b573053.gifHOCAEFENDİhttp://resimyukle.dinimislam.net/resimler/78a2fd0d12850231d29e78dd1b573053.gif

KRONOLOJİK HAYATI
 
 
 

1941 Doğum Yılı:
Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi.

 



1945 Kur'an Öğrenmeye Başladı  
Annesinden 4 yaşında Kur'an öğrenmeye başladı ve kısa zamanda Kur'an'ı hatmetti.
"Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi de bana "Senin düğünün oluyor" dedi. Utandım, ağladım."

 

1946 İlkokula Başladı                     
"O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Şu anda da mevcut olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. O yaşlı başlı insanların durumunu pencereden seyreder gülerdim. Bana halleri çok tuhaf gelirdi. Yaşım tutmadığı için ilk sene beni okula almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim. İki veya üç sene okula gittim."

 

1949 İlkokul Günleri ve Yarıda Kalan Eğitim  
Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı.

"İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım. Babam, İmam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha da okula gitmedim. Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Bu kadın öğretmen beni görmüş ve "Ben seni dördüncü sınıfa geçirdim" demişti. Fakat onun bu jesti de fayda etmedi. Okula gitmedim. İlkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan imtihanla bitirdim."

 

                                                                                    
1951 Hafızlık Çalışmaları
Babası Ramiz Hocaefendi'den Arapça dersler aldı ve hafızlığını tamamladı.
"Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. Buna rağmen iyi çalıştığım günler yarım cüz kadar ezberleyebiliyordum. Zaten yazın vakit bulmam mümkün değildi. O kış hıfzımı tamamladım." (Küçük Dünyam)

"Ben şahsen hafızım ve hayatımda iki defe hafızlık yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980'lerde tekrar dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. Ona gönlünü veren herkesin de aynı şekilde düşündüğünü zannediyorum. Elverir ki, mânâya âşina olarak ondaki ilâhi maksatlar takip edilebilsin ve biraz da –daha önce de bahsettiğim gibi- konsantrasyon içinde ciddî bir biçimde okunsun. (Prizma-4, Kasım 2003)"

 

1955 Erzurum'daki Talebelik Günleri  
Kurşunlu Camii Medresesindeki Sadi Efendi'nin yanından ayrıldı ve Kemhan Camii yanındaki medresede 6 ay kadar okudu. Oradan da ayrıldı ve Taşmescid'e gitti. Metruk haldeki Ahmediye Camii'nde kendi imkanlarıyla bir oda hazırlayarak Zinnur adında bir arkadaşıyla oraya yerleştiler. Burada Osman Bektaş Hoca'dan ders almaya başladı.Edirne'ye gidinceye kadar hep burada kaldı.

"Sadi Efendi ile aramızda bir ara huzursuzluk oldu neticede, medreseden ayrılmaktan başka çarem kalmadı. " Sadi Efendi'nin yanından ayrılınca Kemhan Caminin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece bir sandığım vardı. Bu medresede beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı.

Sadi Efendinin yanından ayrılınca Osman Bektaş Hocanın yanına gittim. Osman Hoca fıkıhta hakikaten üstattı. Zaten müftülüğe bir müstefti (fetva sormak isteyen) gelirse, o sırada müftü olan Sadık Efendi kapıcıyı gönderir ve Osman Hoca'yı müftülüğe çağırırdı. Meşguliyeti fazla olan bir insandı. İmkanları da iyiydi.Osman Hoca beni izhardan başlattı. Bir iki ders okuduktan sonra "Molla Fethullah! Seni bu derslerle meşgul etmeyelim. Sen de Cami oku" dedi."

 

1957 Risale-i Nurlarla tanışma    
Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman'ın yanından gelen Muzaffer Arslan'ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.

"Kırkıncı Hoca, bana, Selahattin ve Hatem'e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim" dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman'ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazip ve orijinal bir hadiseydi.

Mehmet Şergil'in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. İlk gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci'dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan'a "şark'ı bir dolaş gel" demiş o da Sivas, Erzincan ve Erzurum'u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum'da kaldı. İlk gece Hücumat-ı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua'dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki tevillere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan'ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.
Muzaffer Arslan'ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu. Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı'nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad'dan Erzurum'a bir mektup geldi. "Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?" hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem'e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim."

 


1959 Erzurum'dan Edirne'ye Gitti  
Erzurum'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Edirne'de Hüseyin Top hocanın yardımıyla çevre edindi. Girdiği imtihanları kazandı, ancak askerliğini henüz yapmadığı için 6 Ağustos 1959'da resmen Üçşerefeli Cami ikinci imamlığına tayin edildi. İki buçuk sene Üçşerefeli Cami'nin bir penceresinde kaldı.

 



1962 Askerlik Günleri ve Hava Değişimi      
Acemi eğitim dönemini Ankara Mamak'ta tamamladıktan sonra dağıtım yeri İskenderun'a çıktı. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl önce ayrıldığı Erzurum'a gitti. Hava değişimi sırasında Erzurum'daki camilerde vaaz verdi. Usta erlik dönemini İskenderun'da geçiren Fethullah Gülen burada vaazlar verdi. Bir vaazı bahane edilerek mahkemeye sevk edildi. Yeni İstiklal Gazetesi olayı manşetten duyurdu. Mahkemece aklandı. Ancak disiplin cezası olarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Hastalandı. Rapor alarak tebdil-i hava için Erzurum'a geldi. Askerliğinin bitmesine 34 gün kala terhis edildi.

 

1964-1966 Yeniden Edirne'ye Dönüş,Kırklareli ve İzmir'e Tayin
Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum'da kaldı. Daha sonra yeniden Edirne'ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.Şimdi Profesör olan Suat Yıldırım o zamanlar Edirne müftüsü oldu. Bir ev tutup beraberce kaldılar. Darulhadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı.Edirne'de 1 yıl geçmişti.Kırklareli'ne tayin istedi ve 31 Temmuz 1965'te Kırklareli merkez vaizliğine tayin edildi.1966'da İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak, Kestanepazarı Derneği Kur'an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik yapmaya da başladı.

 

18.02.1968 İlk Kez Hacca Gitti
İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaparken Diyanet İşleri Başkan Vekili Lütfü Doğan kendisini telefonla arayarak Diyanet Görevlisi olarak hacca gönderileceği söyleyince o sene ilk kez hacca gitti. 1968 Yılı Kurban ve Hac mevsimi Mart ayının 10’unda idi. Fethullah Gülen’in hacca gidişi ile ilgili haber 19 Şubat 1968 tarihli İttihad gazetesinde yer aldı.
Kabe’ye Doğru
Kurban bayramının yaklaşması münasebetiyle bütün İslâm âleminden Hicaz’a Müslümanlar akın akın gitmekte ve Hac farizelerini ifâ için Mekke-i Mükerreme’de toplanmaya başlamış bulunmaktadırlar. Geçen yıllara nazaran Türkiye’den Hicaz’a gidenlerin sayıları bu yıl bir hayli arttığı gibi, hacı namzetlerini uğurlamak için onbinlerce Müslüman yollara dökülmekte ve tekbir sesleri arasında kafileler-otobüslerle mukaddes beldelere hareket etmektedir. Diyanet İşleri Riyaseti ise, Türkiye’den giden hacı namzetlerinin dini feraizi noksansız ifâ etmelerini temin için Hicaz’a temsilciler göndermiştir. Resimde, Diyanet Riyaseti tarafından Hicaz’a gönderilen İzmir Merkez Vaizi Fethullah Gülen Hoca, kendisini uğurlayan İzmirlilerle birlikte görülüyor. Hocaefendi’nin Diyanet tarafından Hacca vazifeli olarak gönderilmesi İttihad Gazetesi’nde bu şekilde yer almıştı. (İttihad Gazetesi, 19 Şubat 1968)

 

 

1971 12 Mart Muhtırası'na Doğru Kestanepazarı'ndan Ayrıldı
1971 yılında 12 Mart Muhtırası'ndan önce Kestanepazarı Kur'an Kursu'ndaki görevinden ayrıldı.

 



03.05.1971 Tevkif Edildi 
"Doktor Bey'e "Bizim eve gidelim" dedim. Yolda yine bir köpeğe çarptık. Ben, "Bizi evde bekliyorlar, herhalde" dedim. Eve girdiğimde siyasî polislerin bütün eşyaları didik didik edip evin ortasına yığdıklarını gördüm.. Ben içeriye girince polisler "Hoş geldin" dediler. Aramaya devam ettiler.

Görevlilere "Geç kalır mıyım? Bir şeyler yiyeyim mi?" dedim. Gayem hem biraz açlığımı yatıştırmak hem de esas niyetlerini öğrenmekti. Bana "karnını doyur. Ne zaman döneceğin belli olmaz" dediler. Bir iki lokma pilavdan aldım. Biraz sonra Tepecik inzibat merkezine götürülmek üzere yola çıktık.

 



09.11.1971 Tahliye Oldu 
"Nihayet 7. ayın içinde son bir kere daha mahkemeye çıkarıldık. Avukatımız üç aydan beri tekrar edip durduğu tahliye talebimizi ümitli bir eda ile mahkeme heyetine bir kez daha arz etti. O esnada, birden bire alışmadığımız bir şey oldu. O güne kadar, elli defa tahliye talebimize bıkmadan usanmadan elli defa "tutukluluklarına" diyen mahkeme heyetine, savcı, ayağa kalktı ve "Nasıl olsa birilerini -Av. Bekir Bey'i kastediyordu- bırakınız; bunları da bırakın gitsinler" dedi. Hem şaşırmış hem de çok sevinmiştik."

  

20.09.1974 Babası Ramiz Efendi Vefat Etti 
Ramazan ayının üçüncü günü, babası Ramiz efendi vefat etti.

"Evet, o sene benim için bir hüzün senesi oldu. Babamın vefatından bir ay kadar önce Edremit'te Ceza Hakimi Necmeddin Güvenli gibi çok sevdiğim bir dostum vefat etmişti. Onun vefatından az önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda benim bulunduğum yerde semanın derinliklerine doğru iki uçak batıp kayboluyordu. Bu hadise bir-iki defa tekrarlandı zannediyorum. Ve babam ile Hakim bey bir ay ara ile vefat ettiler. -İnşallah- ikisi de Cenabı Hakk'ın rıdvanına mazhar olmuşlardır.

 



1975 Konferanslar Vermeye Başladı
1975 yılında Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferanslar serisine başladı ve 1976 yılında da devam eden bu konferanslar münasebetiyle İzmir dışında Ankara, Çorum, Malatya, Diyarbakır, Konya, Antalya, Aydın gibi illeri ziyaret etti.

 

26.08.1977 İstanbul'daki İlk Vaazı
İstanbul Eminönü'nde bulunan Yeni Cami'de ilk vaazını verdi. Vaazın konusu Müslüman'ın öncelikle kendine ve benliğine çeki düzen vermesi idi.

 


1979 Sızıntı Dergisi'nde Yazılar Yazmaya Başladı
İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı Dergisi'nde başyazıları ve daha sonra orta sayfa yazılarını yazmaya başladı. İnsana ve yeni nesle verdiği önemden ötürü ilk başyazı "Bu Ağlamayı Dindirmek İçin Yavru" adını taşıyordu.

 

09.1980 Askeri Darbe
12 Eylül 1980 günü ihtilalin ardından görevini fiilen sürdürme imkânı bulamadı. 45 günlük bir heyet raporu aldı.
"12 Eylül öncesinde cereyan eden hadiselerin bir darbe ve ihtilale davet mahiyetinde olduğunu anlamak için, zannederim ne ferasete ne de kehanete ihtiyaç vardır. Hadiselerin dilinden en kaba çizgileriyle anlayanlar dahi gelmekte olan ihtilalin sesini kulak zarları yırtılırcasına duymuşlardır. Meseleye bu zaviyeden bakacak olursak, olması muhtemel darbeyi ben de herkes kadar hissetmekteydim ve etrafıma söylediklerim de bu mahiyette şeylerdir.

 

01.07.1988 Yeni Ümit Dergisi’nde Başyazılara Başladı
İlk sayısı 1 Temmuz 1988 yılında çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit Dergisi’nde başyazılar yazmaya başladı. Bu dergide yazdığı ilk başyazı “Yeni Ümit’in Mütevazı İkliminde” adını taşıyordu.

 

13.01.1989 Üsküdar’da Valide Sultan Camii'nde Vaazlara Başladı
İstanbul’da 13 Ocak 1989 yılında Üsküdar Valide Sultan Camii'nde vaazlara başladı. Bundan önce en son 6 Nisan 1986 Çamlıca Camii'n açılışında Miraç kandili dolayısıyla vaaz vermişti. Üsküdar vaazları 1 yılı geçkin süreyle 16 mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) devam etti. Burada bütün yönleriyle Peygamber Efendimiz’i ve O'nun sünnetini anlattı. Bu vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla 3 cilt halinde kitaplaştırıldı. 1989 yılı içinde Üsküdar Valide Sultan Camii'nde haftada bir Cuma günleri toplam 51 hafta vaaz verdi. Geri kalan 11 haftalık vaaz 1990 yılı içinde 16 Mart gününe kadar devam etti.

 



28.06.1993 Annesi Refia Gülen Vefat Etti
Refia Gülen Hanımefendi, 28 Haziran 1993 Pazartesi saat 12.20 sularında İzmir'de vefat etti.

23.01.1995 Sabah ve Hürriyet Gazeteleriyle Röportaj Yaptı
Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök ile yaptığı röportajlar. Röportajlar Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşme İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim ekseninde geçti.

11.02.1995 Polat Renaissance'ta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İftarına Katıldı
Fethullah Gülen yaptığı konuşmada bu toplantının birlik vesilesi olmasını diledi.

 


04.04.1996 Patrik Bartholomeos İle Görüştü
Son yıllarda toplumsal hoşgörü temasının en fazla işleyen, Fethullah Gülen ve Fener Rum Patriği Bartholomeos, sıcak bir ortamda bir araya gelerek Türkiye'de Müslüman ve gayr-i müslim kesimler arasında diyalogu başlattılar.

 

08.11.1996 Fatih Üniversitesi'nin Açılışına Katıldı
İstanbul Beylikdüzü'ndeki merkez kampüsünde bulunan Fatih Üniversitesi 08 Kasım 1996'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açıldı. Açılışa Alparslan Türkeş, Rıza Akçalı ve birçok siyasetçi, bilim adamı ve işadamı katıldı. Fethullah Gülen bütün davetliler ve Cumhurbaşkanı ile yakından ilgilendi

 

11.06.1997 Sağlık Problemleri Nedeniyle ABD'ye Gitti
Uzun zamandır kendisini rahatsız eden kalp sıkıştırması nedeniyle ABD'ye gitti. Ohio eyaletinde anjiyo yaptırdı.

 


27.06.1997 ABD'de Kalp Anjiyosu Geçirdi
Sağlık problemlerinden dolayı bir süredir ABD'de tedavi gören Fethullah Gülen Hocaefendi, başarılı bir kalp anjiyosu geçirdi. Ohio eyaletindeki Cleveland Clinic Foundation Hastanesi kardiyoloji mütehassıslarından Dr. Murat Tuzcu yönetimindeki bir ekibin geçtiğimiz Cuma günü, Hocaefendi'nin kalbine başarılı bir anjiyo müdahalesinde bulunduğu öğrenildi. Hocaefendi, uzun süredir kalp, şeker ve yüksek tansiyon rahatsızlıklarından mustaripti.

 


23.01.1998 Papa II. John Paul, Ramazan Bayramı Dolayısıyla Kendisine Bir Mesaj Yolladı
Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul, Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Kurulu Başkanı Kardinal Francis Arinze aracılığıyla Ramazan'ın sona ermesi ve yaklaşan bayram sebebiyle Fethullah Gülen'e bir mesaj gönderdi.

 

09.02.1998 Vatikan'da Papa II. John Paul İle Görüştü
Vatikan'da dinlerarası diyalog adına Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yaptı.

 

 

15.06.1999 Ankara Emniyet Müdürlüğü

Tarafından Hakkında Hazırlandığı İddia Edilen Raporla İlgili Olarak Bir Basın Açıklaması Yaptı
Fethullah Gülen, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hakkında hazırlandığı iddia edilen raporla ilgili olarak bu raporu hazırlayanların suç işlediğini belirtti. Amerika'da tedavi amacıyla bulunan Fethullah Gülen, Show TV'de Reha Muhtar'ın sorularını cevaplandırdı.

 


18.06.1999 ATV'de Fethullah Gülen'e Ait Montaj Kaset Görüntüleri Yayınlandı
Bu olaydan sonra Gülen hakkında soruşturma başlatıldı.

 

03.08.2000 Ankara DGM Savcısı Tutuklama Talep Etti
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in tutuklanmasını talep etti. Yaklaşık 1 yıldır Fethullah Gülen hakkında yürüttüğü soruşturmanın sonuna gelen Savcı, Gülen'in tutuklanması talebiyle nöbetçi Ankara 2 No'lu DGM yedek hakimliğine başvurdu.

 


07.08.2000 Mahkeme Tutuklama İsteğini Reddetti
Ankara DGM Savcısı, Fethullah Gülen hakkında tutuklama talebiyle Ankara 2 No'lu DGM Yedek Hakimliği'ne başvurdu. Ancak, mahkeme “suç vasfının oluşmadığı” gerekçesiyle bu talebi reddetti.

 


11.08.2000 Fethullah Gülen Hakkında Yeniden Tutuklama Kararı Verildi
Ankara 2 No'lu DGM, Fethullah Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Ankara 2 No'lu DGM, Savcı'nın yaptığı itirazı görüştü. Yüksel'in talebini yerinde bulan Hakim Hüseyin Eken başkanlığındaki mahkeme, Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi.

 


28.08.2000 İstanbul DGM Tutuklama Kararını Kaldırdı
İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in gıyabi tutukluluk kararını kaldırdı.
Ankara DGM Cumhuriyet Savcısının, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in gıyabi tutukluluk kararı kaldırıldı. Şerafettin İste başkanlığındaki İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in avukatlarının itirazı üzerine, 23 Ağustos'ta gönderilen ve 12 klasörden oluşan dosyanın incelemesini tamamladı. Heyet, talep doğrultusunda Gülen hakkındaki gıyabi tutuklama kararını kaldırdı.

 


31.08.2000 DGM Savcısı Dava Açtı
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul DGM tarafından gıyabi tutukluluk kararı kaldırılan Fethullah Gülen hakkında dava açtı. Başsavcılık, Gülen için 'laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesine göre, 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezası istedi.

 


16.10.2000 Fethullah Gülen Hakkındaki Dâvâ Ankara DGM'de Başladı
“Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu" gerekçesiyle hakkında 10 yıla kadar ağır hapis cezası talebiyle hakkında dava açılan Fethullah Gülen`in muhakemesine başlandı.

 


04.12.2000 Mahkemenin İkinci Duruşması Yapıldı